
Türkiye’de merak ettiğimiz ve ne
zaman seyahat planı yapsak adı geçen yerlerin ikisiydi Hatay ve Adana.
Özellikle yemek konusu açılınca Antep sonrası özlemle beklediğimiz bir rotaydı
ki uygun kampanya koşullarını yakalayınca uçak biletimizi hemen aldık ve detaylı
bir gezi programı hazırladıktan sonra yola koyulduk.
Uçağımız ile Hatay havalimanına
indik.”National” firmasından daha önce rezervasyon yaptığımız aracın yerine
başka bir araç verilmesini garip karşılasak da (ki araçtan pek memnun kalmadık)
aracımıza binerek kahvaltı için gaza bastık.


Kahvaltı sonrası tekrar
planlarımızı gözden geçirdik ve aracımızla şehir merkezine doğru yola koyulduk.
Şehir merkezinde Asi nehri kıyısında aracımızı park edip şehri yürüyerek
gezelim dedik. Asi nehri kıyısında hemen eski arkeoloji müzesi göze çarpıyor
ama muhtemelen bir daha ki yıl yeni yerinde olacak, taşınma devam ediyordu, bir
çok eser yeni yerine taşındığından dolayı az sayıda eser görebildik. Arkeoloji
müzesi arkasında yemyeşil bir park asi nehri boyunca uzanıyor. Nehir kıyısı
boyunca ve köprü üzerinde güzel fotolar çekebilirsiniz. Antakya merkeze 2 km
mesafede Saint Pierre Kilisesi var. Turistler tarafında çok ziyaret edilen bir
kilise ama maalesef biz restorasyon henüz bitmediği için görme şansı bulamadık.
Kilisenin bulunduğu yamaçta sola doğru baktığınızda kaya üzerinde Hz. Meryem
portresinin tasvir edilmiş olduğunu göreceksiniz.




Uzunçarşı, Antakya merkezde
çok kalabalık olan ve rağbet gören bir çarşı. Kapalı çarşının küçük halini
düşünebilirsiniz. İçerisinde künefe malzemeleri satıcıları, giysi satıcıları,
kasaplar, ayakkabıcılar ve daha bir çok farklı mağaza var. Uzunçarşı içerisinde
çıkışa doğru sıralanmış kasaplarda tepsi (sini) kebabı ve kağıt kebabı
tatmalısınız. Biz “Pöç” kebabı tercih ettik, hemen girişte kebabı nasıl
hazırladıklarını ve tepsi ile ileride bulunan fırında nasıl pişirdiklerini
izleyebilirsiniz. Tepsi kebabı içerisinde domates ve baharatlar olan satır ile
çekilen kıymadan yapılan lezzetli bir kebap.

Hatay denilince hemen hemen
herkesin aklına tabii ki Künefe tatlısı geliyor. Künefe yemek istiyorsanız size
kesinlikle tek adres tavsiye ediyorum; Çınaraltı Künefe (Yusuf Usta’nın yeri).
Uzunçarşı içerisinde ayakkabıcılar çarşısı içinde çınar ağaçlarının gölgesinde
bir avluda bu lezzeti ister dondurmalı ister sade yemelisiniz. Yusuf usta bu
lezzeti bol koyduğu özel peynirine ve köz ateşinde pişirmesine borçlu. Künefeyi pişirirken,
döndürürken Yusuf Usta’yı izleyin.
Hatay döneri de çok beğenilen
hatta İstanbul’da şubeleri açılan bir lezzet. Denemeden olmaz dedik ve meydanda
bulunan dönercilerden birisinde bu lezzete vardık. Hatay döneri, iki lavaş pide
arasına salçalı biberli bir sos sürülüyor ve döner yağı sıvazlanıp ateşte
ısıtılıyor içerisine döner eti, soğan, yeşillik koyuluyor, sarılıyor ve
afiyetle yeniyor.
Hatay mutfağı gerçekten çok
zengin bir mutfak fakat meşhur Hatay mezelerini ve yöresel yemekleri yapan çok
fazla yer kalmamış. Gidip tatma imkanı bulamadık ama araştırmalarımızda öne
çıkan “Sveyka” restoran (Kurtuluş caddesi üzerinde) , “Antikya” ve merkezde
“Sultan Sofrası” ve mezeler için meşhur Nedim Usta’nın yeri (Leban Cafe)
deneyebilirsiniz.

Antakya’da “Harbiye” denilen bir
bölge var. Merkeze 10 km uzaklıkta, çok sayıda otelin bulunduğu, ardı ardına
şelaleler bulunan manzarası güzel bir yer. Bu bölge şelaleler boyunca dizilmiş
restoranları, piknik yerleri ile ünlü. Restoranların içinde Kule restoran adı
geçen mekanlardan biri.

Antakya merkezde Anadolu’nun ilk
camisi Habib-i Neccar Camisi, Uzunçarşı’nın arka paralel caddesi üzerinde
bulunuyor. Caminin alt tarafında merdivenle inilen ziyarete açık 3 adet türbe
bulunuyor. Uzunçarşı'nın hemen karşısında ise bir taş yapıt Ulu Camii yer alıyor.

Caminin bulunduğu cadde üzerinde devam ettiğinizde sol tarafta
Tarihi Affan Kahvesi’ni göreceksiniz. Eski taş bir bina ve kahvehane. Arka
tarafında sıcak havalarda ferahlayacağınız bir avlusu (bahçesi) var. Affan
Kahvesi, bir kahvehane oluşunun yanında Haytalı denilen bir tatlısı ile meşhur.
Haytalı; puding kasesi içerisinde alt tarafında vanilyalı muhallebi üzerinde
bir top sade dondurma ve üstünü kapayacak kadar gül suyu ilave edilerek servis
ediliyor. İlginç bir tat ve insanı sıcak havalarda ferahlatıyor. Gül suyu çok
ağır ve yoğun değil, seyreltilmiş ama gül suyunu sevmiyorsanız denemeyin.
Kilise
ziyareti sonrası karşı tarafta bulunan ve ahşap yakma metodu ile müthiş eserler
ortaya koyan karı-koca sanatçıların atölyelerine uğramalı ve zevkle, büyük emek
verdikleri değişik eserleri görmelisiniz.
Kilisenin bulunduğu sokaktan,
merkeze nehir kıyısına doğru dar taş sokaklardan inmek çok zevkli. Sokaklarda
yürürken taş kemerli bir sokak ilginizi çekecektir. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir
yürüyüşle kendinizi Asi Nehri kıyısında bulacaksınız.


Merkez gezimizi tamamladıktan
sonra aracımızla Antakya Merkez’den Suriye sınırına yakın bir bölgede bulunan
Samandağ ilçesine yola koyuluyoruz. Burada hafif dağ tırmanışlı bir yolculuğun
ardından Hıdırbey köyüne varıyoruz. Rivayete göre Hz. Musa (a.s.) peygamber Hz.
Hızır (a.s.) ile burada buluşmuş ve bu bölgede namaz kılmak için asasını
toprağa saplamış. Namazını bitirip arkasını döndüğünde asasının bir çınar
ağacına dönüştüğünü görmüş. Çınar ağacının gövdesi gerçekten çok geniş,
içerisinde bir kovuk var (halk oyunları ekibi sığmış içerisine), eskiden
giriliyormuş ama şu anda girilmesi yasak. Çınar ağacı ve gövdesi renove edilmiş bir alan
içerisinde, portakal ağaçları arasında mis kokularla yolda yürüyüş yapabilir,
çevresindeki küçük dükkanlardan yerel ürünler alabilirsiniz. Akşamları ışıklandırılıyor ve değişik bir
görüntü sunuyor bu dev Hz. Musa ağacı.

Hıdırbey köyüne gelirken yolda
Türkiye’nin nüfusu tamamen Ermeni tek köy olan Vakıflı köyünden geçiyorsunuz.
İlk farkettiğiniz taş kahvesi ve temiz düzenli oluşu. Bu noktayı da ziyaret
ettikten sonra artık akşam olması ile dönüş yoluna koyuluyoruz. Dönüş yolunda
Samandağ sahillerini, uzak ufukta Suriye tarafını ve uçsuz bucaksız Akdeniz’i
görüyoruz.
Yolumuz uzun, sonunda Adana’ya
varmayı ve biraz olsun dinlenmeyi hedefliyoruz, tabii bu arada Adana
lezzetlerinin tadına da bakabiliriz.
Adana beklediğimiz gibi pek
turistik bir yer değil. Öyle gezip görelim tarzı bir yaklaşım maalesef
sergileyemedik, tabii bunda Pazar günü ve seçimin etkisi de olmuş olabilir;
genelde sokaklar kalabalık değildi.
Adana’da gezilmesi ve görülmesi
gereken yerlerin başında “Büyük Saat Kulesi” (ki biz göremedik çünkü restorasyon
çalışması vardı), Ulu Camii, Taş Köprü ve tabii ki Sabancı Camii geliyor. Ulu
Camii Seyhan nehri kıyısına çıkmadan cadde üzerinde eski bir yapıt ve gerçekten
yerinde bir güzellik sergiliyor. Taş Köprü Ulu camiinin bulunduğu caddenin
Seyhan nehri kıyısına çıktığınızda sizi karşılıyor ve hemen arkasında Sabancı
Camii silueti görünüyor.



Sabancı Camii gerçekten güzel bir yapıt. Çok büyük bir
camii, içi çok ferah, özellikle kubbeyi tutan kolonların aralıkları geniş
tutulmuş ve kolon etraflarında ortamı daraltacak hiçbir unsur yer almıyor.
Camiinin hemen altında çok büyük bir otopark var ve hemen söylemeliyim ücretli.
Otoparkta bizi çok şeker iki oğlak karşılıyor ve çiçekler bir harika. Sabancı
camii etrafında Seyhan nehri boyunca uzanan devasa bir yeşil alan, park var ve
çiçeklerle bezeli. Portakal çiçekleri açtığında kokusundan kendinizi
kaybedeceğiniz ve öğleden sonra yürüyüş yapılması önerilen Vali Yolu’nu
atlamamalıyım.
Adana’da diğer şehirlere nazaran
daha az turistik yer var demiştim ama aynı şey yemek için geçerli değil.


Adana
denince ilk aklımıza gelen tabii ki Adana kebabı oluyor. Adana kebabı için
özellikle sokak aralarında salaş kebapçılar önerilmekte. Bunlardan birisi eski
pazarlar yolunda “Kebapçı Mesut” ve “Zeki Usta Ocakbaşı” (67 nolu yeşil kapı).
Ben bu mekanlarda kebabı tatma imkanı bulamadım. Biz Karataş yönüne giderken
ana yol üzerinde dönüş istikametine doğru “Elem Restoran”ı tercih ettik. Temiz
ve büyük bir restoran, özellikle sucuklu humusu enfes. Adana kebap lezzetli
fakat çok büyük bir fark sezemedim, bir de kuyruk altı kuşbaşı önerildiği için
denedim, onun lezzeti de yerindeydi ama bana biraz sert geldi.
Kapalı olduğu
için bizzat deneyemediğim ama önerilen bir mekanda “Koço Restoran”. Yağlı
karalı ve Adana kebabı oldukça methediliyor ve bir de enfes mezeleri
(Muhammara, patlıcan salatası, tahin salatası ve yoğurtlu ezme).


Adana’da
kesinlikle tatmanız gereken bir diğer lezzet ise ciğer ve tek adres veriyorum: “Birbiçer
Ocakbaşı”. Merkezdeki şubesi gece geç saatlerde açık olmuyor maalesef ama
Turgut Özel Bulvarı’ndaki şubesi açık. 10 numara ciğer şiş yapıyorlar, resmen
pamuk gibi. Yemeye doyamıyorsunuz ki zaten ciğer şişler gelmeden masanın üstü
yer kalmamacasına yeşillik ve mezelerle donatılıyor ve yanınıza boş şişlerinizi
koyacağınız kovanız getiriliyor. Biraz sonra önce kokusu sonra tüm güzelliğiyle
pamuk gibi ciğer şişleriniz önünüze koyuluyor. Hiç imtina etmeden lavaşımızı alıp
şişleri ciğerleri bize bırakması için ortasına koyup lavaşın diğer tarafıyla
bastırıp çekiyor ve kovaya atıyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi şişler birbirini
izliyor ve tabaklar boşalıyor, ee napalım, yenilerini sipariş ediyoruz tabii ki
J
Adana denince akla bol kimyonlu “şırdan
dolması” gelmeden olmuyor ama tatmak bize kısmet olmadı. Sabah midemiz içinse
Osmaniye simidi özellikle tavsiye edilen bir lezzet.
Adana sıcak bir memleket ama
gerçekten çok kötü bir soğuğu var aman dikkat. Birçok lezzeti tatma imkanı
bulamadığımızdan bir kere daha Adana ziyareti gerçekleşecek gibi gözüküyorJJJ
Yeni yerler ve yeni rotalara
devam…Görüşmek üzere.