21 Aralık 2014 Pazar

"Bensiz Şiir"

Gün ağardığında ben olmayacağım,
Yalnız çıkacaksın evden, dolaşacaksın o sokaklarda,
Arnavut kaldırımı taşları sayacaksın
topukların aralarına girmesin diye dikkat ederek,
Başını gökyüzüne kaldırıp,
Ne kadar hüzünlü bir gün diyeceksin.
Yağmur yağıyor olacak
Belki de güneş parlıyor,
Bulutlar dağılıyor,
Masmavi gökyüzü engin denizler gibi
seni sarmalıyor olacak.
Bir başına yürüyor,
Elindeki soğukluğu hissediyor olacaksın.
Bir kafeye oturup
Sıcak sabah çayını içeceksin,
Belki de mükellef bir kahvaltı yapacaksın,
Garson kız afiyet olsun diyecek sana.
İşine gideceksin sonra
Hani o çok sıkıldığın,
hiç gitmek istemediğin.
Samimiyetsiz günaydınlar,
İyi çalışmalar karşılayacak seni.
İçin daralacak,
Kendini boğulmuş hissedeceksin,
Seni neşelendiren kimse olmayacak.
İş bitecek, eve döneceksin,
Belki yolda biraz alışveriş yapacaksın
Akşam yemeği için.
Yahut bulaşıkla uğraşamam şimdi deyip,
Bir yerlerde bir şeyler atıştıracaksın.
Kapıyı aralayarak eve gireceksin,
Boş, soğuk ve ıssız.
Tüm ışıkları açacaksın
Aydınlansın diye karanlık odalar,
Ses olsun diye
Televizyonu sonra.
Şeker pembesi eşofmanlarını giyeceksin,
Hani sana çok yakışan.
Sana arkadaşlık etsin diye
Sarılacaksın yastıklara,
Soğuk yatağa girip,
Başını yastığa koyacaksın.
Ve işte o anda
İdrak edeceksin
Artık hayatında olmadığımı...

18 Eylül 2014 Perşembe

Alaçatı'14



2014 yazı ve yine bir Alaçatı seyahati. Sanırım her yaz beni kendisine çekmeyi başaracak bir yer halini aldı  burası. İzmit köprü geçişini sabırsızlıkla bekliyorum. Bu yıl yeni mekanların yanında geçen yıldan çok sevdiğimiz ve bu yıl bir kez daha hayran kaldığımız mekanlar da var…
















-Kum Beach: Alaçatı’ya gidiyorsanız ve kendinizi sakin bir koyda rahatça güneşlenirken çimlere veya kuma uzanmış hayal ediyorsanız adresiniz Kum Beach olmalı. Alaçatı Port’u geçtikten sonra tabelaları takip edebilirsiniz. Kum Beach ister çimenler üzerinde güneşlenebilirsiniz, isterseniz kum plaj üzerinde yer alan şezlong veya minderlere kendinizi bırakabilirsiniz. Deniz üzerinde yüzme alanını belirlemek için kullanılan beyaz sandallar çok ilgi çekici. Soyunma kabinleri Kızılderili çadırı şeklinde. Kum beach içerisinde plajın hemen arkasında yer alan restoran bölümü gayet iyi, garsonlar ilgili. Alaçatı’da ün salan İyi Pizza burada da hzmetinizde. Ama öğlen yemek saatinde çok yoğun oluyor ve uzun süre beklemeniz gerekebilir, bu bilgiye göre hareket edin derim. Pizzaları gerçekten başarılı, özellikle enginar parmesanlı pizzayı tavsiye edebilirim. Burası ünlülerin de uğrak yerlerinden, her an birisi ile karşılaşabilirsiniz.



-Alaçatı Beach Port: Alaçatı Port’u geçince aslında güzel bir otel. Otelin plajını dışarıdan gelen kişilerde kullanabiliyor. Giriş ücretli, Turkcell Profesyonel Kulüp üyelerine %50 indirim uygulanıyor. Alaçatı’daki en yüksek plaj giriş ücreti burada. Plajı temiz kumluk. Sıra ile dizilmiş şezlong ve şemsiye ikilisinden istediğiniz birisine yerleşebilirsiniz. Plajın arka bölümünde havuz da bulunmakta. Havuz etrafında özellikle çardak şeklinde kabinler gerçekten ilgi çekici. Çim alan üzerinde plaj voleybolu oynayabilirsiniz.














-Fava Meze Balık: Alaçatı’da çarşı içerisinde Kemalpaşa Caddesi üzerinde takıcılar çarşısına gelmeden göreceğiniz bir mekan. Özellikle meze ve balık çeşitleri açısından çok iyi. 20’nin üzerinde mezesi var. Mekan çok sakin ve şık. Kapıdan içeriye girdiğinizde sizi bir avlu bahçe karşılıyor. Masalarda beyaz ağırlıklı bir dekorasyon var ve oturma şekli çok rahat. Avlu ağaçlara asılan şık aksesuarlarla aydınlatılmış. Servis ve garsonların ilgisi yerinde. Masaya oturduktan hemen sonra kendinizi meze dolabının önünde meze seçimi yaparken ve balıkları incelerken bulabilirsiniz. Alaçatı’da gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir mekan, özellikle benim gibi meze aşığıysanız. Sakin ve güzel bir akşam yemeği planınız varsa seçebileceğiniz bir mekan.



-Kabak Çiçeği: Bu güzel Ege mutfağı – ki gerçekten bir mutfak ile karşılaşıyorsunuz. Geleneksel bir Alaçatı evinin al katında geniş bir mutfak, ortasında büyük bir masa üzerinde mezeler ve yemekler dizilmiş. Binanın önünde masalar özenle donatılmış, hatta Arnavut kaldırımı taşlı yolun karşı tarafına duvar dibine de birkaç masa yerleştirilmiş. Etrafında başka hiçbir mekan yok. Alaçatı’nın o yoğun ve kalabalık havasından kaçmak isterseniz, tam mekanı. Meze ve yemeklerinizi mutfağa giderek kendiniz seçiyorsunuz, bazıları cam kaselerde servis ediliyor. Ailece işletilen bir mekan ve çok sıcaklar. Bazı mezeler çok çabuk tükeniyor. Yoğurtlu köz kırmızı biber müthişti. Bazıları çok tanıdık gelen bu mezelerin arasında ilk defa karşılaştıklarımız da var. Hacı memiş mahallesine inerken tabelalar sizi yönlendirecektir, yol biraz karışık gelebilir, veya Port’a giderken yine Hacımemiş tarafında daha kolay ulaşım sağlayabilirsiniz.



-Pla’ce: Kesinlikle bu senenin olan ve büyük ihtimalle gelecek senenin de benim için favorisi olacak bir mekan Pla’ce. Alaçatı’ya girdiğinizde Kemalpaşa caddesi (meşhur yürüyüş yapılan cadde) üzerinde yürümeye başladığınızda takıcıları geçince soldaki ilk sokak içerisinde olan sıcacık bir mekan. İşletmecisi Ceyda hanım müşterileriyle samimi şekilde ilgileniyor. Servis elemanları da içtenlikle ve hoş sohbetleriyle size yardımcı oluyorlar. Bahçe içerisinde şık avizelerle aydınlatılmış bir ortamda beyaz masalara oturarak leziz mi leziz yemekleri midenize indirebileceğiniz gibi bulunduğu sakin  sokak üzerinde yer alan dışarıdaki masalarda da aynı zevki yaşayabilirsiniz. Gittiğinizde büyük bir memnuniyet duyacağınıza emin olabileceğiniz bu güzel mekanda mezeler enfes mi enfes bence hepsini tatmalısınız. Sıcaklarda ise tereyağında karidesi kesinlikle atlamayın,  tuzda balık veya tavuk ise favoriler arasında. Yemek sonrası tatlı keyfinizi ise sıcak bir sufle ile taçlandırabilirsiniz.



-SoleMare: Eğer Çeşme’ye geldiyseniz herhalde Aya Yorgi koyunda bir gün geçirmeden dönmezsiniz diye düşünüyorum. Burası etrafında 5 adet özel işletmenin olduğu Çeşme’nin en popüler koyu. Solemare, bence Aya Yorgi’nin içerisinde bulunan insan kitlesi, restoranı ve hizmet kalitesi açısından en iyi mekanı diyebilirim. Giriş tüm mekanlar gibi ücretli ve damsız olarak içeriye girişin pek mümkün olmadığı bir mekan. Üzerinde şezlongların yer aldığı geniş bir iskeleye sahip, mekanda ahşap zemin ve iskele üzerine yerleştirilmiş şezlonglarda güneşlenebilir ve Aya Yorgi koyunda denizin tadını çıkarabilirsiniz. SoleMare’de  Saat 5’ten sonra müzik yükseliyor ve Beach Club tarzı bir hava esmeye başlıyor, kendinizi müziğin ritmine bırakıp dans edebilir ve gün batımının tadını çıkarabilirsiniz. Hemen belirtmeliyim, Aya Yorgi koyundaki tüm mekanlar, gece kulüp şeklinde hizmet veriyor. Bazılarını akşam yemeği için tercih edebilirsiniz. Gece Aya Yorgi koyu bir başka güzelliğe bürünüyor.






5 Ağustos 2014 Salı

"EĞER"

Nereden not aldığını hatırlamıyorum ama okuduğumda çok hoşuma gitmişti, paylaşmak istedim...

EĞER

Eğer, çevrendekiler itidalini kaybedipte seni suçladığı zaman sen, soğukkanlılığını muhafaza edebilirsen;

Eğer, herkes senden şüphelendiği halde onların bu şüphesini hoşgörü ile karşılayabilir ve kendine olan güvenini kaybetmezsen;

Eğer, bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan, yahut senden nefret edilir sen karşılık vermezsen ve yine ne çok iyi görünmeye çalışır ne de çok akilane laflar söylemezsen;

Eğer, hayal kurabilir, fakat hayallerinin esiri olmazsan;

Eğer, düşünebilir fakat düşüncelerinin kölesi olmazsan;

Eğer, zafer ve felaketle yüzyüze gelir ve bu iki sahtekarı da aynı şekilde karşılayabilirsen,

Eğer, doğru olan sözlerinin hilekarlar tarafından ahmakları oyalayabilecek bir tuzak haline getirilmesine tahammül edebilirsen, yahut hayatını vakfettiğin şeylerin bir anda yıkılışını seyredebilir ve durup yıpranmış aletlerle onu tekrar kurabilirsen;

Eğer, bütün kazançlarını bir hamlede şansın kucağına atıp kurban edebilir ve sonra yeni baştan başlayabilir ve kaybından ötürü hiç sesini çıkarmazsan;

Eğer, iş işten geçtikten sonra kalbini, sinirlerini ve enerjini tekrar seferber edebilir ve gayene ulaşmaya çalışabilirsen ve sana "mukavemet et" diyen iradenden başka hiçbir şeyin kalmadığı halde dişini sıkmasını bilirsen,

Eğer, cahil insanlarla konuştuğun halde faziletlerini muhafaza edebilirsen yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğini kaybetmezsen,

Eğer, herkese kıymet verir fakat kimseye fazla güvenmemeyi bilirsen,

İşte o vakit dünya içindeki herşey senindir, ve hatta daha fazla sen o zaman bir adamsın oğlum.

27 Temmuz 2014 Pazar

"Yavaş Yavaş Ölürler"

Brezilya'lı yazar Martha Medeiros'un çok beğendiğim bir şiirini paylaşmak istiyorum.

--------------------------
Alışkanlıklarının esiri haline gelenler,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ritmini, hızını hiç değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Tanımadıkları kişilerle konuşmayanlar
Yavaş yavaş ölürler.

Televizyonu gurusu yapanlar
Yavaş yavaş ölürler.

Tutkudan kaçınanlar,
Siyahı beyaza tercih edenler,
“Ben”i, duygular demetine ağar basanlar,
- ki o duygulardır gözlere ışığını yeniden kazandıran
Ve kırık kalpleri onaran -
Yavaş yavaş ölürler.

Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Belirsizlik için bilineni riske atmayanlar,
Rüyalarının peşinden gitmeyenler,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
Yavaş yavaş ölürler.

Seyahat etmeyenler,
Okumayanlar,
Müzik dinleyemeyenler,
İçlerinde lütuf bulunmayanlar
Yavaş yavaş ölürler.

Kendilerine olan sevgilerini yıkanlar,
Hiçbir zaman yardım istemeyenler
Yavaş yavaş ölürler.

Günlerini kötü talihinden
Veya dinmeyen yağmurdan yakınmakla geçirenler
Yavaş yavaş ölürler.

Bir projeden başlamadan vazgeçenler,
Bilmedikleri konularda soru sormayanlar,
Ve bildikleri konuda soru sorulduğunda cevap vermeyenler
Yavaş yavaş ölürler.

Küçük dozlarda ölümden kaçınalım,
Yaşamanın nefes alma basit eyleminden çok daha fazla
Çaba gerektirdiğini her zaman hatırlayalım.

Sadece canlı bir sabır göz kamaştırıcı mutluluğa ulaşmaya götürür.

10 Temmuz 2014 Perşembe

Pulsuz dilekçe

Sevgili anneciğim, babacığım,
Bütün duygu ve düşüncelerini dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana yak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlıilar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler ben de daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğimi işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın.; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıtırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.

Benden "örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.

Sevgiler.
Çocuğunuz...

Eski Bir Tapınak Yazıtı

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma içten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşin ile ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir işi seçersen yaşamında bir an bile çalıimış olmazsın. İşini öyle sevki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunluktaki kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamadığın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içerisinde ol.

Hatırlar mısın doğduğun zamanları, sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şevkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

19 Haziran 2014 Perşembe

Hatay - Adana Buluşması

Türkiye’de merak ettiğimiz ve ne zaman seyahat planı yapsak adı geçen yerlerin ikisiydi Hatay ve Adana. Özellikle yemek konusu açılınca Antep sonrası özlemle beklediğimiz bir rotaydı ki uygun kampanya koşullarını yakalayınca uçak biletimizi hemen aldık ve detaylı bir gezi programı hazırladıktan sonra yola koyulduk.

Uçağımız ile Hatay havalimanına indik.”National” firmasından daha önce rezervasyon yaptığımız aracın yerine başka bir araç verilmesini garip karşılasak da (ki araçtan pek memnun kalmadık) aracımıza binerek kahvaltı için gaza bastık.

Hatay şehir merkezine gelmeden Karlısu Beldesi’ne doğru yol ayrılıyor. Belirtmem gerekir ki Hatay bizi biraz şaşırttı. Güneyde kaldığı için biraz çorak, yeşili az bir yer bekliyorduk. Karşımızda ise yemyeşil ağaçlarla bezeli bir şehir çıkıverdi. Karlısu Beldesi Karaksı köyü içinde kısa olmayan ama çok da uzamayan bir yolculuk sonrası, dağda yeşillikler içerisinde yamacından dere akan kahvaltı mekanımıza ulaştık.  Köyde iki adet tesis var, biz yukarıda olanı tercih ettik. Dereye doğru platform üzerinde duran camekanlı veranda tarzı oturaklar yapılmış, burada yer minderlerine oturuyorsunuz. Önümüzde bulunan yer sofrası kahvaltılıklar ile doluyor.  Çay odun ateşinde semaver ile geliyor. Arada yanan odunları ileriye doğru veriyoruz. Semaveri oturağın dışına koymalısınız ki duman içeriye gelmesin. Bu bölgede ciddi toz yoğunluğu var, oturduğunuz yerler, eşyalarınızın üzeri bir anda tepelerden eser rüzgarla gelen tozlar ile kaplanıyor. Kahvaltı çok çeşitli diyemem ama asıl lezzet gözleme ve Hatay’ın katıklı biberli ekmeğinde, tabii bir de tuzlu yoğurt üzeri zeytinyağı ekmek ile sıyrılarak yiyebiliyoruz.

Kahvaltı sonrası tekrar planlarımızı gözden geçirdik ve aracımızla şehir merkezine doğru yola koyulduk. Şehir merkezinde Asi nehri kıyısında aracımızı park edip şehri yürüyerek gezelim dedik. Asi nehri kıyısında hemen eski arkeoloji müzesi göze çarpıyor ama muhtemelen bir daha ki yıl yeni yerinde olacak, taşınma devam ediyordu, bir çok eser yeni yerine taşındığından dolayı az sayıda eser görebildik. Arkeoloji müzesi arkasında yemyeşil bir park asi nehri boyunca uzanıyor. Nehir kıyısı boyunca ve köprü üzerinde güzel fotolar çekebilirsiniz. Antakya merkeze 2 km mesafede Saint Pierre Kilisesi var. Turistler tarafında çok ziyaret edilen bir kilise ama maalesef biz restorasyon henüz bitmediği için görme şansı bulamadık. Kilisenin bulunduğu yamaçta sola doğru baktığınızda kaya üzerinde Hz. Meryem portresinin tasvir edilmiş olduğunu göreceksiniz. 



Uzunçarşı, Antakya merkezde çok kalabalık olan ve rağbet gören bir çarşı. Kapalı çarşının küçük halini düşünebilirsiniz. İçerisinde künefe malzemeleri satıcıları, giysi satıcıları, kasaplar, ayakkabıcılar ve daha bir çok farklı mağaza var. Uzunçarşı içerisinde çıkışa doğru sıralanmış kasaplarda tepsi (sini) kebabı ve kağıt kebabı tatmalısınız. Biz “Pöç” kebabı tercih ettik, hemen girişte kebabı nasıl hazırladıklarını ve tepsi ile ileride bulunan fırında nasıl pişirdiklerini izleyebilirsiniz. Tepsi kebabı içerisinde domates ve baharatlar olan satır ile çekilen kıymadan yapılan lezzetli bir kebap.

Hatay denilince hemen hemen herkesin aklına tabii ki Künefe tatlısı geliyor. Künefe yemek istiyorsanız size kesinlikle tek adres tavsiye ediyorum; Çınaraltı Künefe (Yusuf Usta’nın yeri). Uzunçarşı içerisinde ayakkabıcılar çarşısı içinde çınar ağaçlarının gölgesinde bir avluda bu lezzeti ister dondurmalı ister sade yemelisiniz. Yusuf usta bu lezzeti bol koyduğu özel peynirine ve köz ateşinde  pişirmesine borçlu. Künefeyi pişirirken, döndürürken Yusuf Usta’yı izleyin.

Hatay döneri de çok beğenilen hatta İstanbul’da şubeleri açılan bir lezzet. Denemeden olmaz dedik ve meydanda bulunan dönercilerden birisinde bu lezzete vardık. Hatay döneri, iki lavaş pide arasına salçalı biberli bir sos sürülüyor ve döner yağı sıvazlanıp ateşte ısıtılıyor içerisine döner eti, soğan, yeşillik koyuluyor, sarılıyor ve afiyetle yeniyor.   

Hatay mutfağı gerçekten çok zengin bir mutfak fakat meşhur Hatay mezelerini ve yöresel yemekleri yapan çok fazla yer kalmamış. Gidip tatma imkanı bulamadık ama araştırmalarımızda öne çıkan “Sveyka” restoran (Kurtuluş caddesi üzerinde) , “Antikya” ve merkezde “Sultan Sofrası” ve mezeler için meşhur Nedim Usta’nın yeri (Leban Cafe) deneyebilirsiniz.

Antakya’da “Harbiye” denilen bir bölge var. Merkeze 10 km uzaklıkta, çok sayıda otelin bulunduğu, ardı ardına şelaleler bulunan manzarası güzel bir yer. Bu bölge şelaleler boyunca dizilmiş restoranları, piknik yerleri ile ünlü. Restoranların içinde Kule restoran adı geçen mekanlardan biri.

Antakya merkezde Anadolu’nun ilk camisi Habib-i Neccar Camisi, Uzunçarşı’nın arka paralel caddesi üzerinde bulunuyor. Caminin alt tarafında merdivenle inilen ziyarete açık 3 adet türbe bulunuyor. Uzunçarşı'nın hemen karşısında ise bir taş yapıt Ulu Camii yer alıyor. 

Caminin bulunduğu cadde üzerinde devam ettiğinizde sol tarafta Tarihi Affan Kahvesi’ni göreceksiniz. Eski taş bir bina ve kahvehane. Arka tarafında sıcak havalarda ferahlayacağınız bir avlusu (bahçesi) var. Affan Kahvesi, bir kahvehane oluşunun yanında Haytalı denilen bir tatlısı ile meşhur. Haytalı; puding kasesi içerisinde alt tarafında vanilyalı muhallebi üzerinde bir top sade dondurma ve üstünü kapayacak kadar gül suyu ilave edilerek servis ediliyor. İlginç bir tat ve insanı sıcak havalarda ferahlatıyor. Gül suyu çok ağır ve yoğun değil, seyreltilmiş ama gül suyunu sevmiyorsanız denemeyin.

Affan Kahvesine giderken caddenin sağ tarafında camiyi geçince küçük bir kilise ile karşılaşacaksınız. Burayı ziyaret edin. Yeşillikler içinde bahçesinde dalları dolu portakal ağaçlarını, yeşillikler ortasındaki kuyuyu göreceksiniz. Kilisenin içerisi temiz ve düzenli, görevlilerce bakımı yapılıyor. Bahçeden merdivenle üst kat avluya çıktığınızda bir çan kulesi karşılıyor sizi ve bu noktada Hatay’ın simgelerinden çan kulesi ve camii minaresini aynı kare içerisinde fotoğraflama şansı yakalıyorsunuz. Hatay, üç dine ev sahipliği yapan bir şehir. 


Kilise ziyareti sonrası karşı tarafta bulunan ve ahşap yakma metodu ile müthiş eserler ortaya koyan karı-koca sanatçıların atölyelerine uğramalı ve zevkle, büyük emek verdikleri değişik eserleri görmelisiniz.

Kilisenin bulunduğu sokaktan, merkeze nehir kıyısına doğru dar taş sokaklardan inmek çok zevkli. Sokaklarda yürürken taş kemerli bir sokak ilginizi çekecektir. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir yürüyüşle kendinizi Asi Nehri kıyısında bulacaksınız.










Merkez gezimizi tamamladıktan sonra aracımızla Antakya Merkez’den Suriye sınırına yakın bir bölgede bulunan Samandağ ilçesine yola koyuluyoruz. Burada hafif dağ tırmanışlı bir yolculuğun ardından Hıdırbey köyüne varıyoruz. Rivayete göre Hz. Musa (a.s.) peygamber Hz. Hızır (a.s.) ile burada buluşmuş ve bu bölgede namaz kılmak için asasını toprağa saplamış. Namazını bitirip arkasını döndüğünde asasının bir çınar ağacına dönüştüğünü görmüş. Çınar ağacının gövdesi gerçekten çok geniş, içerisinde bir kovuk var (halk oyunları ekibi sığmış içerisine), eskiden giriliyormuş ama şu anda girilmesi yasak.  Çınar ağacı ve gövdesi renove edilmiş bir alan içerisinde, portakal ağaçları arasında mis kokularla yolda yürüyüş yapabilir, çevresindeki küçük dükkanlardan yerel ürünler alabilirsiniz.  Akşamları ışıklandırılıyor ve değişik bir görüntü sunuyor bu dev Hz. Musa ağacı. 






Hıdırbey köyüne gelirken yolda Türkiye’nin nüfusu tamamen Ermeni tek köy olan Vakıflı köyünden geçiyorsunuz. İlk farkettiğiniz taş kahvesi ve temiz düzenli oluşu. Bu noktayı da ziyaret ettikten sonra artık akşam olması ile dönüş yoluna koyuluyoruz. Dönüş yolunda Samandağ sahillerini, uzak ufukta Suriye tarafını ve uçsuz bucaksız Akdeniz’i görüyoruz.

Yolumuz uzun, sonunda Adana’ya varmayı ve biraz olsun dinlenmeyi hedefliyoruz, tabii bu arada Adana lezzetlerinin tadına da bakabiliriz.

Adana beklediğimiz gibi pek turistik bir yer değil. Öyle gezip görelim tarzı bir yaklaşım maalesef sergileyemedik, tabii bunda Pazar günü ve seçimin etkisi de olmuş olabilir; genelde sokaklar kalabalık değildi.

Adana’da gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerin başında “Büyük Saat Kulesi” (ki biz göremedik çünkü restorasyon çalışması vardı), Ulu Camii, Taş Köprü ve tabii ki Sabancı Camii geliyor. Ulu Camii Seyhan nehri kıyısına çıkmadan cadde üzerinde eski bir yapıt ve gerçekten yerinde bir güzellik sergiliyor. Taş Köprü Ulu camiinin bulunduğu caddenin Seyhan nehri kıyısına çıktığınızda sizi karşılıyor ve hemen arkasında Sabancı Camii silueti görünüyor. 




Sabancı Camii gerçekten güzel bir yapıt. Çok büyük bir camii, içi çok ferah, özellikle kubbeyi tutan kolonların aralıkları geniş tutulmuş ve kolon etraflarında ortamı daraltacak hiçbir unsur yer almıyor. Camiinin hemen altında çok büyük bir otopark var ve hemen söylemeliyim ücretli. Otoparkta bizi çok şeker iki oğlak karşılıyor ve çiçekler bir harika. Sabancı camii etrafında Seyhan nehri boyunca uzanan devasa bir yeşil alan, park var ve çiçeklerle bezeli. Portakal çiçekleri açtığında kokusundan kendinizi kaybedeceğiniz ve öğleden sonra yürüyüş yapılması önerilen Vali Yolu’nu atlamamalıyım. 


Adana’da diğer şehirlere nazaran daha az turistik yer var demiştim ama aynı şey yemek için geçerli değil. 

Adana denince ilk aklımıza gelen tabii ki Adana kebabı oluyor. Adana kebabı için özellikle sokak aralarında salaş kebapçılar önerilmekte. Bunlardan birisi eski pazarlar yolunda “Kebapçı Mesut” ve “Zeki Usta Ocakbaşı” (67 nolu yeşil kapı). Ben bu mekanlarda kebabı tatma imkanı bulamadım. Biz Karataş yönüne giderken ana yol üzerinde dönüş istikametine doğru “Elem Restoran”ı tercih ettik. Temiz ve büyük bir restoran, özellikle sucuklu humusu enfes. Adana kebap lezzetli fakat çok büyük bir fark sezemedim, bir de kuyruk altı kuşbaşı önerildiği için denedim, onun lezzeti de yerindeydi ama bana biraz sert geldi. 

Kapalı olduğu için bizzat deneyemediğim ama önerilen bir mekanda “Koço Restoran”. Yağlı karalı ve Adana kebabı oldukça methediliyor ve bir de enfes mezeleri (Muhammara, patlıcan salatası, tahin salatası ve yoğurtlu ezme). 

Adana’da kesinlikle tatmanız gereken bir diğer lezzet ise ciğer ve tek adres veriyorum: “Birbiçer Ocakbaşı”. Merkezdeki şubesi gece geç saatlerde açık olmuyor maalesef ama Turgut Özel Bulvarı’ndaki şubesi açık. 10 numara ciğer şiş yapıyorlar, resmen pamuk gibi. Yemeye doyamıyorsunuz ki zaten ciğer şişler gelmeden masanın üstü yer kalmamacasına yeşillik ve mezelerle donatılıyor ve yanınıza boş şişlerinizi koyacağınız kovanız getiriliyor. Biraz sonra önce kokusu sonra tüm güzelliğiyle pamuk gibi ciğer şişleriniz önünüze koyuluyor. Hiç imtina etmeden lavaşımızı alıp şişleri ciğerleri bize bırakması için ortasına koyup lavaşın diğer tarafıyla bastırıp çekiyor ve kovaya atıyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi şişler birbirini izliyor ve tabaklar boşalıyor, ee napalım, yenilerini sipariş ediyoruz tabii kiJ


Adana denince akla bol kimyonlu “şırdan dolması” gelmeden olmuyor ama tatmak bize kısmet olmadı. Sabah midemiz içinse Osmaniye simidi özellikle tavsiye edilen bir lezzet.

Adana sıcak bir memleket ama gerçekten çok kötü bir soğuğu var aman dikkat. Birçok lezzeti tatma imkanı bulamadığımızdan bir kere daha Adana ziyareti gerçekleşecek gibi gözüküyorJJJ


Yeni yerler ve yeni rotalara devam…Görüşmek üzere.