19 Haziran 2014 Perşembe

Hatay - Adana Buluşması

Türkiye’de merak ettiğimiz ve ne zaman seyahat planı yapsak adı geçen yerlerin ikisiydi Hatay ve Adana. Özellikle yemek konusu açılınca Antep sonrası özlemle beklediğimiz bir rotaydı ki uygun kampanya koşullarını yakalayınca uçak biletimizi hemen aldık ve detaylı bir gezi programı hazırladıktan sonra yola koyulduk.

Uçağımız ile Hatay havalimanına indik.”National” firmasından daha önce rezervasyon yaptığımız aracın yerine başka bir araç verilmesini garip karşılasak da (ki araçtan pek memnun kalmadık) aracımıza binerek kahvaltı için gaza bastık.

Hatay şehir merkezine gelmeden Karlısu Beldesi’ne doğru yol ayrılıyor. Belirtmem gerekir ki Hatay bizi biraz şaşırttı. Güneyde kaldığı için biraz çorak, yeşili az bir yer bekliyorduk. Karşımızda ise yemyeşil ağaçlarla bezeli bir şehir çıkıverdi. Karlısu Beldesi Karaksı köyü içinde kısa olmayan ama çok da uzamayan bir yolculuk sonrası, dağda yeşillikler içerisinde yamacından dere akan kahvaltı mekanımıza ulaştık.  Köyde iki adet tesis var, biz yukarıda olanı tercih ettik. Dereye doğru platform üzerinde duran camekanlı veranda tarzı oturaklar yapılmış, burada yer minderlerine oturuyorsunuz. Önümüzde bulunan yer sofrası kahvaltılıklar ile doluyor.  Çay odun ateşinde semaver ile geliyor. Arada yanan odunları ileriye doğru veriyoruz. Semaveri oturağın dışına koymalısınız ki duman içeriye gelmesin. Bu bölgede ciddi toz yoğunluğu var, oturduğunuz yerler, eşyalarınızın üzeri bir anda tepelerden eser rüzgarla gelen tozlar ile kaplanıyor. Kahvaltı çok çeşitli diyemem ama asıl lezzet gözleme ve Hatay’ın katıklı biberli ekmeğinde, tabii bir de tuzlu yoğurt üzeri zeytinyağı ekmek ile sıyrılarak yiyebiliyoruz.

Kahvaltı sonrası tekrar planlarımızı gözden geçirdik ve aracımızla şehir merkezine doğru yola koyulduk. Şehir merkezinde Asi nehri kıyısında aracımızı park edip şehri yürüyerek gezelim dedik. Asi nehri kıyısında hemen eski arkeoloji müzesi göze çarpıyor ama muhtemelen bir daha ki yıl yeni yerinde olacak, taşınma devam ediyordu, bir çok eser yeni yerine taşındığından dolayı az sayıda eser görebildik. Arkeoloji müzesi arkasında yemyeşil bir park asi nehri boyunca uzanıyor. Nehir kıyısı boyunca ve köprü üzerinde güzel fotolar çekebilirsiniz. Antakya merkeze 2 km mesafede Saint Pierre Kilisesi var. Turistler tarafında çok ziyaret edilen bir kilise ama maalesef biz restorasyon henüz bitmediği için görme şansı bulamadık. Kilisenin bulunduğu yamaçta sola doğru baktığınızda kaya üzerinde Hz. Meryem portresinin tasvir edilmiş olduğunu göreceksiniz. 



Uzunçarşı, Antakya merkezde çok kalabalık olan ve rağbet gören bir çarşı. Kapalı çarşının küçük halini düşünebilirsiniz. İçerisinde künefe malzemeleri satıcıları, giysi satıcıları, kasaplar, ayakkabıcılar ve daha bir çok farklı mağaza var. Uzunçarşı içerisinde çıkışa doğru sıralanmış kasaplarda tepsi (sini) kebabı ve kağıt kebabı tatmalısınız. Biz “Pöç” kebabı tercih ettik, hemen girişte kebabı nasıl hazırladıklarını ve tepsi ile ileride bulunan fırında nasıl pişirdiklerini izleyebilirsiniz. Tepsi kebabı içerisinde domates ve baharatlar olan satır ile çekilen kıymadan yapılan lezzetli bir kebap.

Hatay denilince hemen hemen herkesin aklına tabii ki Künefe tatlısı geliyor. Künefe yemek istiyorsanız size kesinlikle tek adres tavsiye ediyorum; Çınaraltı Künefe (Yusuf Usta’nın yeri). Uzunçarşı içerisinde ayakkabıcılar çarşısı içinde çınar ağaçlarının gölgesinde bir avluda bu lezzeti ister dondurmalı ister sade yemelisiniz. Yusuf usta bu lezzeti bol koyduğu özel peynirine ve köz ateşinde  pişirmesine borçlu. Künefeyi pişirirken, döndürürken Yusuf Usta’yı izleyin.

Hatay döneri de çok beğenilen hatta İstanbul’da şubeleri açılan bir lezzet. Denemeden olmaz dedik ve meydanda bulunan dönercilerden birisinde bu lezzete vardık. Hatay döneri, iki lavaş pide arasına salçalı biberli bir sos sürülüyor ve döner yağı sıvazlanıp ateşte ısıtılıyor içerisine döner eti, soğan, yeşillik koyuluyor, sarılıyor ve afiyetle yeniyor.   

Hatay mutfağı gerçekten çok zengin bir mutfak fakat meşhur Hatay mezelerini ve yöresel yemekleri yapan çok fazla yer kalmamış. Gidip tatma imkanı bulamadık ama araştırmalarımızda öne çıkan “Sveyka” restoran (Kurtuluş caddesi üzerinde) , “Antikya” ve merkezde “Sultan Sofrası” ve mezeler için meşhur Nedim Usta’nın yeri (Leban Cafe) deneyebilirsiniz.

Antakya’da “Harbiye” denilen bir bölge var. Merkeze 10 km uzaklıkta, çok sayıda otelin bulunduğu, ardı ardına şelaleler bulunan manzarası güzel bir yer. Bu bölge şelaleler boyunca dizilmiş restoranları, piknik yerleri ile ünlü. Restoranların içinde Kule restoran adı geçen mekanlardan biri.

Antakya merkezde Anadolu’nun ilk camisi Habib-i Neccar Camisi, Uzunçarşı’nın arka paralel caddesi üzerinde bulunuyor. Caminin alt tarafında merdivenle inilen ziyarete açık 3 adet türbe bulunuyor. Uzunçarşı'nın hemen karşısında ise bir taş yapıt Ulu Camii yer alıyor. 

Caminin bulunduğu cadde üzerinde devam ettiğinizde sol tarafta Tarihi Affan Kahvesi’ni göreceksiniz. Eski taş bir bina ve kahvehane. Arka tarafında sıcak havalarda ferahlayacağınız bir avlusu (bahçesi) var. Affan Kahvesi, bir kahvehane oluşunun yanında Haytalı denilen bir tatlısı ile meşhur. Haytalı; puding kasesi içerisinde alt tarafında vanilyalı muhallebi üzerinde bir top sade dondurma ve üstünü kapayacak kadar gül suyu ilave edilerek servis ediliyor. İlginç bir tat ve insanı sıcak havalarda ferahlatıyor. Gül suyu çok ağır ve yoğun değil, seyreltilmiş ama gül suyunu sevmiyorsanız denemeyin.

Affan Kahvesine giderken caddenin sağ tarafında camiyi geçince küçük bir kilise ile karşılaşacaksınız. Burayı ziyaret edin. Yeşillikler içinde bahçesinde dalları dolu portakal ağaçlarını, yeşillikler ortasındaki kuyuyu göreceksiniz. Kilisenin içerisi temiz ve düzenli, görevlilerce bakımı yapılıyor. Bahçeden merdivenle üst kat avluya çıktığınızda bir çan kulesi karşılıyor sizi ve bu noktada Hatay’ın simgelerinden çan kulesi ve camii minaresini aynı kare içerisinde fotoğraflama şansı yakalıyorsunuz. Hatay, üç dine ev sahipliği yapan bir şehir. 


Kilise ziyareti sonrası karşı tarafta bulunan ve ahşap yakma metodu ile müthiş eserler ortaya koyan karı-koca sanatçıların atölyelerine uğramalı ve zevkle, büyük emek verdikleri değişik eserleri görmelisiniz.

Kilisenin bulunduğu sokaktan, merkeze nehir kıyısına doğru dar taş sokaklardan inmek çok zevkli. Sokaklarda yürürken taş kemerli bir sokak ilginizi çekecektir. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir yürüyüşle kendinizi Asi Nehri kıyısında bulacaksınız.










Merkez gezimizi tamamladıktan sonra aracımızla Antakya Merkez’den Suriye sınırına yakın bir bölgede bulunan Samandağ ilçesine yola koyuluyoruz. Burada hafif dağ tırmanışlı bir yolculuğun ardından Hıdırbey köyüne varıyoruz. Rivayete göre Hz. Musa (a.s.) peygamber Hz. Hızır (a.s.) ile burada buluşmuş ve bu bölgede namaz kılmak için asasını toprağa saplamış. Namazını bitirip arkasını döndüğünde asasının bir çınar ağacına dönüştüğünü görmüş. Çınar ağacının gövdesi gerçekten çok geniş, içerisinde bir kovuk var (halk oyunları ekibi sığmış içerisine), eskiden giriliyormuş ama şu anda girilmesi yasak.  Çınar ağacı ve gövdesi renove edilmiş bir alan içerisinde, portakal ağaçları arasında mis kokularla yolda yürüyüş yapabilir, çevresindeki küçük dükkanlardan yerel ürünler alabilirsiniz.  Akşamları ışıklandırılıyor ve değişik bir görüntü sunuyor bu dev Hz. Musa ağacı. 






Hıdırbey köyüne gelirken yolda Türkiye’nin nüfusu tamamen Ermeni tek köy olan Vakıflı köyünden geçiyorsunuz. İlk farkettiğiniz taş kahvesi ve temiz düzenli oluşu. Bu noktayı da ziyaret ettikten sonra artık akşam olması ile dönüş yoluna koyuluyoruz. Dönüş yolunda Samandağ sahillerini, uzak ufukta Suriye tarafını ve uçsuz bucaksız Akdeniz’i görüyoruz.

Yolumuz uzun, sonunda Adana’ya varmayı ve biraz olsun dinlenmeyi hedefliyoruz, tabii bu arada Adana lezzetlerinin tadına da bakabiliriz.

Adana beklediğimiz gibi pek turistik bir yer değil. Öyle gezip görelim tarzı bir yaklaşım maalesef sergileyemedik, tabii bunda Pazar günü ve seçimin etkisi de olmuş olabilir; genelde sokaklar kalabalık değildi.

Adana’da gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerin başında “Büyük Saat Kulesi” (ki biz göremedik çünkü restorasyon çalışması vardı), Ulu Camii, Taş Köprü ve tabii ki Sabancı Camii geliyor. Ulu Camii Seyhan nehri kıyısına çıkmadan cadde üzerinde eski bir yapıt ve gerçekten yerinde bir güzellik sergiliyor. Taş Köprü Ulu camiinin bulunduğu caddenin Seyhan nehri kıyısına çıktığınızda sizi karşılıyor ve hemen arkasında Sabancı Camii silueti görünüyor. 




Sabancı Camii gerçekten güzel bir yapıt. Çok büyük bir camii, içi çok ferah, özellikle kubbeyi tutan kolonların aralıkları geniş tutulmuş ve kolon etraflarında ortamı daraltacak hiçbir unsur yer almıyor. Camiinin hemen altında çok büyük bir otopark var ve hemen söylemeliyim ücretli. Otoparkta bizi çok şeker iki oğlak karşılıyor ve çiçekler bir harika. Sabancı camii etrafında Seyhan nehri boyunca uzanan devasa bir yeşil alan, park var ve çiçeklerle bezeli. Portakal çiçekleri açtığında kokusundan kendinizi kaybedeceğiniz ve öğleden sonra yürüyüş yapılması önerilen Vali Yolu’nu atlamamalıyım. 


Adana’da diğer şehirlere nazaran daha az turistik yer var demiştim ama aynı şey yemek için geçerli değil. 

Adana denince ilk aklımıza gelen tabii ki Adana kebabı oluyor. Adana kebabı için özellikle sokak aralarında salaş kebapçılar önerilmekte. Bunlardan birisi eski pazarlar yolunda “Kebapçı Mesut” ve “Zeki Usta Ocakbaşı” (67 nolu yeşil kapı). Ben bu mekanlarda kebabı tatma imkanı bulamadım. Biz Karataş yönüne giderken ana yol üzerinde dönüş istikametine doğru “Elem Restoran”ı tercih ettik. Temiz ve büyük bir restoran, özellikle sucuklu humusu enfes. Adana kebap lezzetli fakat çok büyük bir fark sezemedim, bir de kuyruk altı kuşbaşı önerildiği için denedim, onun lezzeti de yerindeydi ama bana biraz sert geldi. 

Kapalı olduğu için bizzat deneyemediğim ama önerilen bir mekanda “Koço Restoran”. Yağlı karalı ve Adana kebabı oldukça methediliyor ve bir de enfes mezeleri (Muhammara, patlıcan salatası, tahin salatası ve yoğurtlu ezme). 

Adana’da kesinlikle tatmanız gereken bir diğer lezzet ise ciğer ve tek adres veriyorum: “Birbiçer Ocakbaşı”. Merkezdeki şubesi gece geç saatlerde açık olmuyor maalesef ama Turgut Özel Bulvarı’ndaki şubesi açık. 10 numara ciğer şiş yapıyorlar, resmen pamuk gibi. Yemeye doyamıyorsunuz ki zaten ciğer şişler gelmeden masanın üstü yer kalmamacasına yeşillik ve mezelerle donatılıyor ve yanınıza boş şişlerinizi koyacağınız kovanız getiriliyor. Biraz sonra önce kokusu sonra tüm güzelliğiyle pamuk gibi ciğer şişleriniz önünüze koyuluyor. Hiç imtina etmeden lavaşımızı alıp şişleri ciğerleri bize bırakması için ortasına koyup lavaşın diğer tarafıyla bastırıp çekiyor ve kovaya atıyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi şişler birbirini izliyor ve tabaklar boşalıyor, ee napalım, yenilerini sipariş ediyoruz tabii kiJ


Adana denince akla bol kimyonlu “şırdan dolması” gelmeden olmuyor ama tatmak bize kısmet olmadı. Sabah midemiz içinse Osmaniye simidi özellikle tavsiye edilen bir lezzet.

Adana sıcak bir memleket ama gerçekten çok kötü bir soğuğu var aman dikkat. Birçok lezzeti tatma imkanı bulamadığımızdan bir kere daha Adana ziyareti gerçekleşecek gibi gözüküyorJJJ


Yeni yerler ve yeni rotalara devam…Görüşmek üzere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder