İstanbul bugün bizi çok güzel karşıladı. Güneşli olmasına rağmen lodos ile hafif serpilen bir güne uyandık. Kararımızı vermiş, sözleşmiştik; karşı tarafı yani Anadolu yakasını keşfe çıkacaktık. Bugün arabamız yoktu, yürüyerek keşfedecektik. Özellikle İstanbul'da araba konfordan, rahatlıktan ziyade çoğu zaman ayak bağı olabiliyor. İlk önce Başkan ile buluştuk, son dönemin en önemli buluşu :)) Metrobüs'e binerek ki her zaman ki gibi doluydu, Zincirlikuyu'ya devam ettik. Arada Süslü'yü de arayarak bilgi vermeyi ihmal etmedik; rota: Üsküdar. Başkan'la Metrobüs yolculuğu boyunca olan yaptık, Üsküdar, Beylerbeyi, Çengelköy, Kuzguncuk rotamız üzerindeydik. Zincirlikuyu'ya vardığımızda Başkan'la Beşiktaş'a yürüyerek inmeye karar veridk. Hava güzeldi, eh baktığımız zaman fazla bir yol yoktu aslında, etrafı seyrederek, sohbet muhabbet varmıştık bile Beşiktaş'a. Tam meydana inmiştik ki Süslü arkamızdan yakaladı bizi, meğer takipteymiş, gözlem sırasında yakalandık yine:)) hissiyatımız çok ilerledi, artık telepatik iletişim moduna geçtik. Ben kahvaltı yapmadığım için çıtır çıtır bir İstanbul simidini, Üsküdar motorunda mideye indirdim. Çok uzun sürmedi deniz yolculuğumu, zati halk otobüsü gibi olmuş motorlar. Siz siz olun imkanınız varsa vapuru tercih edin derim. Üsküdar'a indiğimizde saat 12'ye geliyordu.
Sahilden Kız Kulesi'ne doğru yürüyüş yaparak başladık. Marmaray inşaatı biraz sendelemiş tabii sahil yolunu olsun yine de güzeldi. Avrupa yakası biraz fazla binalarla dolu gözüküyor, silüet biraz bozulmuş zaman içinde. Kız Kulesi arkamızda bir hatıra fotoğrafı çektirmeden olmazdı tabii, gerçi fotoğrafı çektirttiğimiz çocuk Kız Kulesi'ni kadraja ancak bir kaç deneme sonrası alabildi, ama olsun sonuçta istediğimize ulaştık.

Yürüyüş, deniz havası üçümüzün de karnını acıktırmıştı, sahilden tekrar yürüyerek, bu sefer Üsküdar'ın arka sokaklarında tatlı bir gezinti yaptık. Fotoğraflık çok kare vardı, hatta bir grup fotoğrafçıya rastladık. Eski İstanbul sokakları insana bir tanıdıkla karşılaşmış hissi yaşatıyor. Çok sayıda tarihi camii var, farklı mimaride inşaa edilmiş. Arka sokakların birinde Uçurtma Müzesi'ne şöyle bir göz attık. Köprü ve boğaz manzaralı cadde üzerinde yeni sayılabilecek bir dairenin emlakçıya telefon açarak fiyatını sorduk. Emlak piyasasının nabzını yokladık. 200 m2 4+2 dubleks daire sadece 600,000 $ :(( Arka sokaklardan yürüyerek Üsküdar Balıkçılar Çarşısı'na girdik. O manav tezgahları gerçekten müthiş, renkli ve özenle dizilmiş, bir zanaat harikası. Denizden çıkmış balıklar, su dolu leğenlerde, tezgahların üzerinde bize bakıyorlardı.

Kardeşimin önerdiği çarşı içindeki Bolu lokantasını es geçerek, uzun zamandır aklımızda olan Kanaat Lokantası'ndan içeri girmiş bulduk kendimizi. Tatlı reyonu ilk girişte bizi bizden alıyor. Zeytinyağlı reyonuna şöyle alıcı gözle bakıp, zeytinyağlı sarma ve beyaz lahana sarması ve yer elması söyledik. Zeytinyağlı reyonu oldukça zengin, enginardan şakşukaya istediğinizi söylüyorsunuz, bir tabak hazırlıyorlar. Salataları es geçerek sıcaklara bir göz atıyoruz. Elbasan tava, saç kavurma, hünkar beğendi ve diğerleri...Masamıza oturup, esnaf lokantası olduğunu kanıtlar garsonumuzun tavrına karşılık - bize ne istediğimizi soruyor, menüye bakınca kararsız bakışlarda diğer masalarla ve komilerle ilgileniyor - mercimek çorbalarımızı söylüyoruz. Mercimek çorbası gerçekten çok lezzeliydi, zeytinyağlı tabağı bize dayanamadı, iki dakikada hallettik. Hünkar beğendi ve Elbasan tava söyledik. Yemekler gayet lezizdi. Elbasan tavada kemikli et kullanılmasına rağmen yemeğin içerisindeki et oranı beni gayet memnun etti. Aslında yemekler bitince doymuştuk ve lokanta ciddi kalabalıklaşmıştı. Ama o tatlı reyonunu gördükten sonra kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Kaymaklı kabak ve ayva tatlısı süsledi masamızı en son. Bir daha ki sefere aşureyi deneyebiliriz. Tıka basa doyduğumuz için en sonunda hesabı istedik, her siparişimizde garson gelip adisyona yazdığı için çok zor olmadı. Fiyatlar eski bir esnaf lokantasına göre çok ucuz değil ama lezzete değiyor.
Masadan kalkmadan Çengelköy, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve diğer sahil semtlerini araba ile bir daha ki sefere gezelim kararı alıp Kadıköy otobüsüne biniyoruz. Kadıköy iskeleden Mercan'ın bulunduğu sokaktan çantacılar sokağına çıkıyoruz. Kadıköy çarşısı her zamanki gibi kalabalık ve çok hareketli, ortam yerinde:) Bahariye caddesinden yürüyerek Moda'ya iniyoruz. Hava güzel, hafif güneşli, kısmen bulutlu... Moda'da güzel havayı gören herkes kendini dışarı atmış durumda, Ali Usta'nın önünde yine kuyruk var, dondurma yeniyor bu havada. Gerçekten Moda ayrı bir semt, sahilde yeni düzenlemeler ve yeşil alanlar yapılıyor. Kalamış marinaya doğru küçük yelkenliler süslüyor deniz üzerini. Oturup çay bahçesinde biraz dinleniyoruz, ayaklarımız ağrıyor artık. Çaylarımızı yudumluyor, etrafımızdaki hareketliliği gözlemliyoruz. Çocuklarını, evcil hayvanlarını gezdirenler, arkadaşlarıyla sıcak muhabbetlere dalanlar, kahvaltı yapanlar, etrafa güzelliklerini sergileyenler...Biz de yoğun bir sohbet ve muhabbet sonrası Moda'dan Kadıköy'e doğru yürümeye başlıyoruz. Cadde üzerinde ve ara sokaklarda çok güzel küçük oyuncak dükkanları, antika ve eski eşya dükkanları var. Bir kaç oyuncakcının vitrinini inceliyoruz. Başkan ve ben hayran hayran bakıyoruz, en sonunda dayanamayıp "Hobby galeri" den içeri adımımızı atıyoruz. Puzzle'lar, mozaikler, envayi çeşit hobi malzemesi var. Başkan ile bir maket alıp yapacağız günün birinde, böyle bir karar aldık. Hayali küçük Ali ile beraber. Mağazadan çıkıp çarşı içerisinden iskeleye iniyoruz ve 17:15 Beşiktaş vapurunda sıcak yolcu salonunda oturuyor buluyoruz kendimizi, ciddi yorulmuşuz.
Ama pes etmek yok yeni hedef Nişantaşı Midpoint. El Classico maçı ve Galatasaray maçını izlemek niyetindeyiz. Beşiktaş'tan Maçka Sıraselviler'den yukarı tırmanışa geçiyoruz, zevkli bir tırmanış oluyor bizim için. Nişantaşı her zamanki gibi müthiş, yıkılıyor, ortak karar burasının başka bir dünya olduğu yönünde. Midpoint'te güzel bir masada oturarak planladığımız gibi maçları seyrediyor ve hafif karnımızı kaynatıyoruz. Güzel ve hareketli bir günün ardından - "erken kalkan yol alır" atasözünü kanıtlarcasına bir günde çok yer gezdik- vedalaşarak evlerimize dağıldık. Tabii ki haftaya nereye gitsek acaba planlarıyla...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder