Yine güzel bir İstanbul sabahına uyandık bu hafta ve günlerden Cumartesi. Bu kez plan yapılmış ve sözleşilmiş durumda. Hedef; geçen hafta yapamadığımız Anadolu tarafı sahil turunu yapmak. Saat 11:00 sularında Başkan ile buluşuyoruz. Bu kez otomobil sefası yapacağız, Süslü'yü de alıyoruz Mecidiyeköy'den, başlıyor seyahatimiz. Süslü'nün tiyatral gösterisini dinliyoruz yol boyunca ve tabiri caizse gülme krizlerine giriyoruz. Bu çocukta yetenek var!. Boğaziçi Köprüsü'nden Beylerbeyi'ne iniyoruz ve sahilden devam ediyoruz. İlk durağımız Çengelköy oluyor, Kuleli'ye yakın bir yerde park edip, gerisin geri yürüyoruz, tabii bu arada boş durmuyoruz. Video ve fotoğraf çekimleri yapıyoruz yol boyunca. Çengelköy, şirin ve sıcak bir yer, bu sıcaklıkta sıralanmış börekçi ve fırınların da katkısı olabilir. Meydan'da güzel bir açıklık park var, kalabalık genç bir grup gezi yapıyor, deniz kenarında fotoğraf çektiriyorlar. Banklarda oturan ve güneşlenen havanın tadını çıkaran insanlar çok sayıda. Küçük bir alan ama yoğun bir kalabalık. 

Çengelköy'de Çınaraltı kahvesine gidiyoruz doğruca, başka bir deyişle muhakkak hatırlarsınız Süper Baba dizisindeki o meşhur kahveye. Polis merkezini geçtikten sonra Çengelköy Börekçisi'nin hemen yanından dar bir sokaktan ulaşıyoruz bu kahveye. Kahvede önce küçük bir alanda masalar var, insanlar pastahane ve börekçiden aldıkları börek ve poğaçaları sıcacık çaylar eşliğinde afiyetle yiyorlar. İsterseniz dışarıdan yiyeceğinizi alıp gelebiliyorsunuz bu şirin mekana, isterseniz menemen gibi kahvaltılıklar hazırlayabiliyorlar sizin için. Salaş bir yer aslında, Balaks bardakta çayınız geliyor:) tahta masalar ve sandalyeler, çok hoş ve sıcak, kendinizi Boğaz Köprüsü'nün süslediği Boğaz manzarası karşısında rahatlamış hissediyorsunuz. Rüzgar kuvvetli esmeye, tenteleri uçurmaya başlıyor, bizler de çok yolumuz var daha diyerek, Fiko'nun kahvesinde gelip çay içmeye söz verip ayrılıyoruz buradan. Otomobilimize yürürken manav tezgahında özenle dizilmiş "badem"ler alıyor gözümüzü, karnımız da iyice acıktı. Yarım kilo alıyoruz, yürürken çıtır çıtır yiyoruz küçücük bademleri, çok lezzetliler. Aşina olmayanlar için bir hatırlatma "badem= küçük salatalık".
Yola devam ediyoruz, karnımız iyice acıktı. Nerede yesek müzakereleri başlıyor araçta. Kanlıca'ya gelmeden Anadoluhisarı ve Göksu'da duruyoruz. Manzara çok güzel, Göksu Ağva'ya benziyor. Anadoluhisarı'nın ortasından yol geçirmişiz ama olsun hala güzel ve ihtişamlı, karşısında bütün ihtişamıyla Rumeli Hisarı'nı selamlıyor sessizce bir kardeş gibi. Fotoğraf ve video çekimi yola devam.
Çubuklu, Beykoz derken Anadolu Kavağı'na varıyoruz. Sahil boyu çok sayıda Yalı ve Askeri bölge var. Bu yüzden Avrupa yakası gibi uzun bir görsel Boğaz manzarası bulamıyoruz yol boyu. Vapur iskeleri bile yalılar arasında kendisine zorla yer edinmiş, bulduğu boşluğa yerleşivermiş, yağlı boya tablolar üzerindeki fırça darbeleri gibi. Anadolu Kavağı Boğaz'ın Karadeniz çıkışına yakın duraklardan birisi. Küçük bir balıkçı kasabası, çok sayıda balık lokantası ve restorantı var. Eminönü'nden tarifeli vapur seferleri var, Boğaz gezi vapurlarının durakları arasında. Bir tepe üzerine yerleşmiş ve Cenevizliler'den kalma hala ayakta duran Yoros Kalesi yaz günlerinde piknik yapmak için ideal yerlerden birisi. İskele'de yanaşmış vapuru selamlıyoruz. Çok sayıda turist var etrafta, havanın da güzel olması ile insanlar balık yemeye gelmişler bu şirin kasabaya. Balık lokantaları ve restoranların önünde size menüyü gösteren ve ekmek teknelerine davet eden çok sayıda insana rastlıyoruz. Fiyat konusunda pazarlık şansınız var. Biz de sıra sıra dizilmiş birisini gözümüze kestirip oturuyoruz. Kalamar ve balık ekmek yiyoruz. İkisi konusunda da çok iyi olduklarını söyleyemem ama fiyatlar makul seviyelerde. Waffle da yapıyorlar, çok lezzetli görünüyor. Biz taze lokma döktürüp, üstüne tarçın döküp yedik, daha hafif oluyor.
Güneşlendikten sonra bir daha ki sefere Yoros Kalesi'ne gelerek piknik yapacağımızı söyleyip Anadolu Kavağı ve sıcak insanları ile vedalaşıyoruz. Geri dönerken tepede Yuşa(a.s.) hazretlerine uğruyoruz. Eski çağlardan beri saygı gösterilen ve büyük önem verilen bu tepede, peygamber olduğu rivayet edilen Yuşa(a.s.) hazretlerinin kabri bulunuyor. Kabri çok uzun yapılmış, etrafını dönerek dua ediyoruz. Sünnet çocukları ve yeni evlenen çiftler için ziyaret duraklarının başında geliyor. Tepeyi çıkarken yol boyu sıralanmış yemek ve hediyeli eşya satan dükkanlar var. Karadeniz'den Boğaz'a girişte ilk görülen tepe olması nedeniyle çok güzel bir manzaraya sahip. Belediye yeni düzenleme yapmış, banklar ve seyir terası var. Buraya gelerek piknik yapmanız mümkün. Bir süre manzaranın tadını çıkarttıktan sonra aracımıza dönüyor ve yola devam ediyoruz.
Balıktan sonra yoğurt yenmez diyen Başkan'ı da ikna ettikten sonra trafiği de aşarak Kanlıca'da alıyoruz soluğu. Beykoz'da Çubuklu Hayal Kahvesi, denizin üzerindeki belediye tesisleri aklımızdaki sonraki duraklar olarak yerini alıyor. Kanlıca'nın iki şeyi meşhur. Biri yalıları- ki sahil boyu çok güzel yalılar va, Başkan'ın deyimiyle üç sülale birleşsek alamayız- biri de Kanlıca yoğurdu. Aracımızı İspark'ın gazabından kurtararak uygun bir yere park ediyor ve iskelenin hemen yanındaki mekana giriyoruz. Cam kenarındaki tüm masalar dolu, şöyle bir yoğurt boylarına göz atıyor ve içerideki hafif loş masalardan birine oturuyoruz. Tam o anda ön masalardan biri kalkıyor ve Başkan müthiş bir çeviklikle masayı kapatıyor. Kendimizi Boğaz kıyısında, aslında tam üzerinde dalgaların cama çarptığı müthiş manzara karşısında oturuyor buluyoruz. Çok yaşa sen Başkan :)) Üç küçük yoğurt söylüyoruz, ortaya bir kase dolusu pudra şekeri getiriyorlar beraberinde. Kaymaklı yoğurt diğer yoğurtlara benzemiyor haliyle tat olarak farklı, üstüne pudra şekeri koyarak yiyorsunuz, çok değişik bir lezzet. Mekanda yoğurt dışında tost v.b. yiyecekler ve demlikte çay mevcut. Manzara çok güzel, Kanlıca yoğurdunu da yemiş olduk. Yolda trafik sıkışıklığı içerisinde sohbet muhabbet devam, manzaralar çok çeşitli ve güzel.
Çengelköy'de vitrindeki pastalar gözümüzü almıştı, ama tatlı kotamızı başka bir zaman değerlendirmeye karar veriyoruz. İstikamet Cihangir. Tam Cihangir'e geliyoruz ki yağmur başlıyor. Bizim şansımız, ne zaman Taksim'e çıksak yağmur yağıyor son zamanlarda, mevsime yoruyoruz biz... Firuzağa'da birer çay içiyoruz, başka bir arkadaşımız daha bize katılıyor, sonra bir başka arkadaşımızla Galatasaray'da buluşarak beş kişi Nizam Pide'de -bu kez İngiliz Konsolosluğu'nun karşı sokağındaki- aldık yine soluğu. Midemizi biraz neşelendirdik, küsmesin bize diye. İstiklal Caddesi yine doluydu, yağmur bız geliyor bazı insanlara. Son dönemde Körfez ülkelerinden gelen turistlerin çokluğu dikkatimizi çekiyor, Lübnan ve İran kökenlilere rastlamak her an olası. Bir daha ki turumuz da Avrupa yakasında olacağız. 23 Nisan planlarımız sonrası İstanbul dışına da açılabiliriz. Bursa ilk hedefte. Bu hafta da böyle geçti.....:)))










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder