19 Haziran 2014 Perşembe

Hatay - Adana Buluşması

Türkiye’de merak ettiğimiz ve ne zaman seyahat planı yapsak adı geçen yerlerin ikisiydi Hatay ve Adana. Özellikle yemek konusu açılınca Antep sonrası özlemle beklediğimiz bir rotaydı ki uygun kampanya koşullarını yakalayınca uçak biletimizi hemen aldık ve detaylı bir gezi programı hazırladıktan sonra yola koyulduk.

Uçağımız ile Hatay havalimanına indik.”National” firmasından daha önce rezervasyon yaptığımız aracın yerine başka bir araç verilmesini garip karşılasak da (ki araçtan pek memnun kalmadık) aracımıza binerek kahvaltı için gaza bastık.

Hatay şehir merkezine gelmeden Karlısu Beldesi’ne doğru yol ayrılıyor. Belirtmem gerekir ki Hatay bizi biraz şaşırttı. Güneyde kaldığı için biraz çorak, yeşili az bir yer bekliyorduk. Karşımızda ise yemyeşil ağaçlarla bezeli bir şehir çıkıverdi. Karlısu Beldesi Karaksı köyü içinde kısa olmayan ama çok da uzamayan bir yolculuk sonrası, dağda yeşillikler içerisinde yamacından dere akan kahvaltı mekanımıza ulaştık.  Köyde iki adet tesis var, biz yukarıda olanı tercih ettik. Dereye doğru platform üzerinde duran camekanlı veranda tarzı oturaklar yapılmış, burada yer minderlerine oturuyorsunuz. Önümüzde bulunan yer sofrası kahvaltılıklar ile doluyor.  Çay odun ateşinde semaver ile geliyor. Arada yanan odunları ileriye doğru veriyoruz. Semaveri oturağın dışına koymalısınız ki duman içeriye gelmesin. Bu bölgede ciddi toz yoğunluğu var, oturduğunuz yerler, eşyalarınızın üzeri bir anda tepelerden eser rüzgarla gelen tozlar ile kaplanıyor. Kahvaltı çok çeşitli diyemem ama asıl lezzet gözleme ve Hatay’ın katıklı biberli ekmeğinde, tabii bir de tuzlu yoğurt üzeri zeytinyağı ekmek ile sıyrılarak yiyebiliyoruz.

Kahvaltı sonrası tekrar planlarımızı gözden geçirdik ve aracımızla şehir merkezine doğru yola koyulduk. Şehir merkezinde Asi nehri kıyısında aracımızı park edip şehri yürüyerek gezelim dedik. Asi nehri kıyısında hemen eski arkeoloji müzesi göze çarpıyor ama muhtemelen bir daha ki yıl yeni yerinde olacak, taşınma devam ediyordu, bir çok eser yeni yerine taşındığından dolayı az sayıda eser görebildik. Arkeoloji müzesi arkasında yemyeşil bir park asi nehri boyunca uzanıyor. Nehir kıyısı boyunca ve köprü üzerinde güzel fotolar çekebilirsiniz. Antakya merkeze 2 km mesafede Saint Pierre Kilisesi var. Turistler tarafında çok ziyaret edilen bir kilise ama maalesef biz restorasyon henüz bitmediği için görme şansı bulamadık. Kilisenin bulunduğu yamaçta sola doğru baktığınızda kaya üzerinde Hz. Meryem portresinin tasvir edilmiş olduğunu göreceksiniz. 



Uzunçarşı, Antakya merkezde çok kalabalık olan ve rağbet gören bir çarşı. Kapalı çarşının küçük halini düşünebilirsiniz. İçerisinde künefe malzemeleri satıcıları, giysi satıcıları, kasaplar, ayakkabıcılar ve daha bir çok farklı mağaza var. Uzunçarşı içerisinde çıkışa doğru sıralanmış kasaplarda tepsi (sini) kebabı ve kağıt kebabı tatmalısınız. Biz “Pöç” kebabı tercih ettik, hemen girişte kebabı nasıl hazırladıklarını ve tepsi ile ileride bulunan fırında nasıl pişirdiklerini izleyebilirsiniz. Tepsi kebabı içerisinde domates ve baharatlar olan satır ile çekilen kıymadan yapılan lezzetli bir kebap.

Hatay denilince hemen hemen herkesin aklına tabii ki Künefe tatlısı geliyor. Künefe yemek istiyorsanız size kesinlikle tek adres tavsiye ediyorum; Çınaraltı Künefe (Yusuf Usta’nın yeri). Uzunçarşı içerisinde ayakkabıcılar çarşısı içinde çınar ağaçlarının gölgesinde bir avluda bu lezzeti ister dondurmalı ister sade yemelisiniz. Yusuf usta bu lezzeti bol koyduğu özel peynirine ve köz ateşinde  pişirmesine borçlu. Künefeyi pişirirken, döndürürken Yusuf Usta’yı izleyin.

Hatay döneri de çok beğenilen hatta İstanbul’da şubeleri açılan bir lezzet. Denemeden olmaz dedik ve meydanda bulunan dönercilerden birisinde bu lezzete vardık. Hatay döneri, iki lavaş pide arasına salçalı biberli bir sos sürülüyor ve döner yağı sıvazlanıp ateşte ısıtılıyor içerisine döner eti, soğan, yeşillik koyuluyor, sarılıyor ve afiyetle yeniyor.   

Hatay mutfağı gerçekten çok zengin bir mutfak fakat meşhur Hatay mezelerini ve yöresel yemekleri yapan çok fazla yer kalmamış. Gidip tatma imkanı bulamadık ama araştırmalarımızda öne çıkan “Sveyka” restoran (Kurtuluş caddesi üzerinde) , “Antikya” ve merkezde “Sultan Sofrası” ve mezeler için meşhur Nedim Usta’nın yeri (Leban Cafe) deneyebilirsiniz.

Antakya’da “Harbiye” denilen bir bölge var. Merkeze 10 km uzaklıkta, çok sayıda otelin bulunduğu, ardı ardına şelaleler bulunan manzarası güzel bir yer. Bu bölge şelaleler boyunca dizilmiş restoranları, piknik yerleri ile ünlü. Restoranların içinde Kule restoran adı geçen mekanlardan biri.

Antakya merkezde Anadolu’nun ilk camisi Habib-i Neccar Camisi, Uzunçarşı’nın arka paralel caddesi üzerinde bulunuyor. Caminin alt tarafında merdivenle inilen ziyarete açık 3 adet türbe bulunuyor. Uzunçarşı'nın hemen karşısında ise bir taş yapıt Ulu Camii yer alıyor. 

Caminin bulunduğu cadde üzerinde devam ettiğinizde sol tarafta Tarihi Affan Kahvesi’ni göreceksiniz. Eski taş bir bina ve kahvehane. Arka tarafında sıcak havalarda ferahlayacağınız bir avlusu (bahçesi) var. Affan Kahvesi, bir kahvehane oluşunun yanında Haytalı denilen bir tatlısı ile meşhur. Haytalı; puding kasesi içerisinde alt tarafında vanilyalı muhallebi üzerinde bir top sade dondurma ve üstünü kapayacak kadar gül suyu ilave edilerek servis ediliyor. İlginç bir tat ve insanı sıcak havalarda ferahlatıyor. Gül suyu çok ağır ve yoğun değil, seyreltilmiş ama gül suyunu sevmiyorsanız denemeyin.

Affan Kahvesine giderken caddenin sağ tarafında camiyi geçince küçük bir kilise ile karşılaşacaksınız. Burayı ziyaret edin. Yeşillikler içinde bahçesinde dalları dolu portakal ağaçlarını, yeşillikler ortasındaki kuyuyu göreceksiniz. Kilisenin içerisi temiz ve düzenli, görevlilerce bakımı yapılıyor. Bahçeden merdivenle üst kat avluya çıktığınızda bir çan kulesi karşılıyor sizi ve bu noktada Hatay’ın simgelerinden çan kulesi ve camii minaresini aynı kare içerisinde fotoğraflama şansı yakalıyorsunuz. Hatay, üç dine ev sahipliği yapan bir şehir. 


Kilise ziyareti sonrası karşı tarafta bulunan ve ahşap yakma metodu ile müthiş eserler ortaya koyan karı-koca sanatçıların atölyelerine uğramalı ve zevkle, büyük emek verdikleri değişik eserleri görmelisiniz.

Kilisenin bulunduğu sokaktan, merkeze nehir kıyısına doğru dar taş sokaklardan inmek çok zevkli. Sokaklarda yürürken taş kemerli bir sokak ilginizi çekecektir. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir yürüyüşle kendinizi Asi Nehri kıyısında bulacaksınız.










Merkez gezimizi tamamladıktan sonra aracımızla Antakya Merkez’den Suriye sınırına yakın bir bölgede bulunan Samandağ ilçesine yola koyuluyoruz. Burada hafif dağ tırmanışlı bir yolculuğun ardından Hıdırbey köyüne varıyoruz. Rivayete göre Hz. Musa (a.s.) peygamber Hz. Hızır (a.s.) ile burada buluşmuş ve bu bölgede namaz kılmak için asasını toprağa saplamış. Namazını bitirip arkasını döndüğünde asasının bir çınar ağacına dönüştüğünü görmüş. Çınar ağacının gövdesi gerçekten çok geniş, içerisinde bir kovuk var (halk oyunları ekibi sığmış içerisine), eskiden giriliyormuş ama şu anda girilmesi yasak.  Çınar ağacı ve gövdesi renove edilmiş bir alan içerisinde, portakal ağaçları arasında mis kokularla yolda yürüyüş yapabilir, çevresindeki küçük dükkanlardan yerel ürünler alabilirsiniz.  Akşamları ışıklandırılıyor ve değişik bir görüntü sunuyor bu dev Hz. Musa ağacı. 






Hıdırbey köyüne gelirken yolda Türkiye’nin nüfusu tamamen Ermeni tek köy olan Vakıflı köyünden geçiyorsunuz. İlk farkettiğiniz taş kahvesi ve temiz düzenli oluşu. Bu noktayı da ziyaret ettikten sonra artık akşam olması ile dönüş yoluna koyuluyoruz. Dönüş yolunda Samandağ sahillerini, uzak ufukta Suriye tarafını ve uçsuz bucaksız Akdeniz’i görüyoruz.

Yolumuz uzun, sonunda Adana’ya varmayı ve biraz olsun dinlenmeyi hedefliyoruz, tabii bu arada Adana lezzetlerinin tadına da bakabiliriz.

Adana beklediğimiz gibi pek turistik bir yer değil. Öyle gezip görelim tarzı bir yaklaşım maalesef sergileyemedik, tabii bunda Pazar günü ve seçimin etkisi de olmuş olabilir; genelde sokaklar kalabalık değildi.

Adana’da gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerin başında “Büyük Saat Kulesi” (ki biz göremedik çünkü restorasyon çalışması vardı), Ulu Camii, Taş Köprü ve tabii ki Sabancı Camii geliyor. Ulu Camii Seyhan nehri kıyısına çıkmadan cadde üzerinde eski bir yapıt ve gerçekten yerinde bir güzellik sergiliyor. Taş Köprü Ulu camiinin bulunduğu caddenin Seyhan nehri kıyısına çıktığınızda sizi karşılıyor ve hemen arkasında Sabancı Camii silueti görünüyor. 




Sabancı Camii gerçekten güzel bir yapıt. Çok büyük bir camii, içi çok ferah, özellikle kubbeyi tutan kolonların aralıkları geniş tutulmuş ve kolon etraflarında ortamı daraltacak hiçbir unsur yer almıyor. Camiinin hemen altında çok büyük bir otopark var ve hemen söylemeliyim ücretli. Otoparkta bizi çok şeker iki oğlak karşılıyor ve çiçekler bir harika. Sabancı camii etrafında Seyhan nehri boyunca uzanan devasa bir yeşil alan, park var ve çiçeklerle bezeli. Portakal çiçekleri açtığında kokusundan kendinizi kaybedeceğiniz ve öğleden sonra yürüyüş yapılması önerilen Vali Yolu’nu atlamamalıyım. 


Adana’da diğer şehirlere nazaran daha az turistik yer var demiştim ama aynı şey yemek için geçerli değil. 

Adana denince ilk aklımıza gelen tabii ki Adana kebabı oluyor. Adana kebabı için özellikle sokak aralarında salaş kebapçılar önerilmekte. Bunlardan birisi eski pazarlar yolunda “Kebapçı Mesut” ve “Zeki Usta Ocakbaşı” (67 nolu yeşil kapı). Ben bu mekanlarda kebabı tatma imkanı bulamadım. Biz Karataş yönüne giderken ana yol üzerinde dönüş istikametine doğru “Elem Restoran”ı tercih ettik. Temiz ve büyük bir restoran, özellikle sucuklu humusu enfes. Adana kebap lezzetli fakat çok büyük bir fark sezemedim, bir de kuyruk altı kuşbaşı önerildiği için denedim, onun lezzeti de yerindeydi ama bana biraz sert geldi. 

Kapalı olduğu için bizzat deneyemediğim ama önerilen bir mekanda “Koço Restoran”. Yağlı karalı ve Adana kebabı oldukça methediliyor ve bir de enfes mezeleri (Muhammara, patlıcan salatası, tahin salatası ve yoğurtlu ezme). 

Adana’da kesinlikle tatmanız gereken bir diğer lezzet ise ciğer ve tek adres veriyorum: “Birbiçer Ocakbaşı”. Merkezdeki şubesi gece geç saatlerde açık olmuyor maalesef ama Turgut Özel Bulvarı’ndaki şubesi açık. 10 numara ciğer şiş yapıyorlar, resmen pamuk gibi. Yemeye doyamıyorsunuz ki zaten ciğer şişler gelmeden masanın üstü yer kalmamacasına yeşillik ve mezelerle donatılıyor ve yanınıza boş şişlerinizi koyacağınız kovanız getiriliyor. Biraz sonra önce kokusu sonra tüm güzelliğiyle pamuk gibi ciğer şişleriniz önünüze koyuluyor. Hiç imtina etmeden lavaşımızı alıp şişleri ciğerleri bize bırakması için ortasına koyup lavaşın diğer tarafıyla bastırıp çekiyor ve kovaya atıyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi şişler birbirini izliyor ve tabaklar boşalıyor, ee napalım, yenilerini sipariş ediyoruz tabii kiJ


Adana denince akla bol kimyonlu “şırdan dolması” gelmeden olmuyor ama tatmak bize kısmet olmadı. Sabah midemiz içinse Osmaniye simidi özellikle tavsiye edilen bir lezzet.

Adana sıcak bir memleket ama gerçekten çok kötü bir soğuğu var aman dikkat. Birçok lezzeti tatma imkanı bulamadığımızdan bir kere daha Adana ziyareti gerçekleşecek gibi gözüküyorJJJ


Yeni yerler ve yeni rotalara devam…Görüşmek üzere.

16 Haziran 2014 Pazartesi

Belgrad'da Yeme İçme Eğlenme

Belgrad’da yeme içme konusunda çok çeşitli alternatifler bulabilirsiniz. Tabii benim de bazı tavsiyelerim olacak;

TOMA: Belgrad’daki Pekara (Pastane) lardan biri. Birkaç şubesi var. Trg Republike meydanına yakın bir şubesi var. Dilim olarak satılan leziz pizzaları ve çeşit çeşit pasta börekleri var. Atıştırmalık bir şeyler arıyorsanız cadde üzerinde uğramadan geçmeyin.


Via del Gusto: Knez Mihailova caddesi üzerinde Kalemegdan’a yakın bir lokasyonda caddenin sağında yer alıyor. Bu bölgede kafeler ve restoranlar caddenin orta bölümünde yer alan masalarda servis veriyorlar, bina içlerinde de bölümleri var. Şirin bir yer, lezzetli bir menüsü var. Kahvaltıyı seven biz Türk’ler için Belgrad’da uğranılması gereken bir mekan. Omletlerini, peynir tabağını, yumurtalı ekmek tarzı bir menüsü var, kızarmış peynir tabağını kesinlikle tavsiye ediyorum. Bir de menüdeki tatlı kreplere dayanamayabilirsiniz, özellikle frambuaz veya vişneli olan fena görünüyor. Kahvaltı yanında siyah çay yanında bir paket bal ile servis ediliyor. Balı çayınıza karıştırarak tatlandırabiliyorsunuz.  Deneyin tadı güzel oluyor ve şekerden daha sağlıklı. Via del Gusto fiyat olarak sizi üzmeyecek cinsten bir yer.


Cantina de Frida: Beton Hala üzerinde yolun sonuna doğru göreceğiniz bir mekan. Gün batımına doğru çok güzel oluyor. Yemek olarak alabileceğiniz bir şeyler de var, yudumlayabileceğiniz şeyler de. Yalnız aklınızda bulunsun limonata istemeyin, zira limonu suya sıkıp getiriyorlar. Biz arkadaşımla hafif olarak ortaya deniz tabağı aldık.  Küçük ızgara kalamarlar, somon balığı parçaları, karides ve ufak bir istakoz, limon ve çeri domatesler eşliğinde sunuluyor. Atıştırmalık olarak gayet iyi fakat fiyat olarak biraz pahalı olabilir.

Supermarket: Belgrad’ın en konsept mekanlarından birisi. Aslında bir mağaza ama aslında bir restoran veya tam tersi de olabilir. Strahinjica Bana caddesi üzerinde hemen bir köşede yer alıyor. İçerisinde rahatça dolaşabileceğiniz kıyafet, aksesuar, hatta bisikletin satıldığı bir mağaza var, mağazanın içerisinde bir mutfak ve oturma bölümü ve bir teras bahçeden oluşuyor. Dekor olarak ve konsept olarak değişik bir yer. Terasında oturmak ve bir şeyler yudumlamak zevkli.


Boutique: Knez Mihailova caddesinin bir paralel sokağının başında yer alıyor, Trg Republike meydanında. Burası içeride iki kat ve dışarıda çok sayıda masası ile hizmet veriyor ve “midpoint” kıvamı bir yer diyebilirim. Belgrad’da insanların çok rağbet ettiği bir yer. Köşede olması ve manzarasının iyi olması, meydanı görüyor ve menüsünün çeşitli olması bunda etkili. Buluşma ve hoş sohbetlerin mekanı.


Monument: Boutique'e benzer bir mekan. Daha sakin ve Akdeniz mutfağı ağırlıklı. Boutique’in bulunduğu sokak içerisinde. Daha çok sakin kalıp sohbet etmek isteyenlerin bu esnada bir şeyler yemek ve yudumlamak isteyenlerin mekanı.

Şaran: Zemun’da bulunan balık restoranlarının en iyilerinden. Güzel bir ambiyansa sahip, sade fakat zarif. Garsonlar size ellerinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorlar ve menüyü açıklıyorlar. Farklı çeşitlerde şarapları var. Balıkları taze ve lezzetli.  Kuver olarak değişik bir peynir getiriyorlar. Biz arkadaşımla tercihimizi, kalamar tava, ahtapot salatası ve yayın balığından yana kullandık ve tabii ki yanından roka salata. Kalamar küçük kesilerek tavada kızartılmıştı, ahtapot salatası ise daha değişik bir biçimde sunulmuştu, içerisinde bulunan yeşil tohum benzeri şeyler değişik bir lezzet katmış. Zemun’a gidin ve bir akşam veya öğle yemeğinizi bu mekanda yiyin derim. Sahil boyu balık restoranları bulabilirsiniz. Akşam yemeği mutlaka rezervasyon yaptırın, hatta öğle ve akşamüstü yemekleri için de yaptırsanız iyi olabilir. Üst katta çok güzel bir terası var. Manzara ve atmosfer insanı dinlendiriyor.
 


Reka: Zemun’da diğer bir tavsiye edilen mekan. Şaran’ı geçtikten sonra yol üzerinde solda kalıyor. Merdivenle çıkılan teras restoran tarzı bir yer. Şaran’a göre dekorasyon daha otantik ve salaş tarzda. Şirin bir tabelası ve görüntüsü var restoranın, denenebilir.

Tri Şeşira: Skadarlija sokağının sonunda yer alan klasik sırp restoranlarından, adı geçenlerden biri. Akşam yemeği zekli oluyor. Kesinlikle rezervasyon yaptırmalısınız. Bu sokak üzerinde hemen hemen tüm mekanlar akşam yemeği için dolu oluyor. Restoranlarda üçlü dörtlü gruplar halinde müzisyenler enstrümanları ile masaların başına gelerek tüm gece müzik yapıyorlar. Bütün sokak da sesler yankılanıyor. Kapalı mekanı çok küçük genelde önündeki verandada servis veriliyor. Domuz etine dikkat etmeniz gerekiyor. Ben hindi istedim ve içerisinde menüde yazmadığı halde domuz eti koyulduğunu gördüm. Şopska salatası ve kaymaklı mantar çok tavsiye ediliyor. Kaymaklı mantar, çeşitli mantarlar özellikle porcini mantarı pişirilmiş ve üzerine kaymak topu koyulmuş halde servis ediliyor. Şopska salatası ise bildiğimiz çoban salatası benzeri üzerine peynir ilave edilmiş hali. Cevapci de yenebilir.


Pekara Lola: Bizim de tavsiye üzerine denediğimiz bir pastane. Aslında bir börek evi de diyebiliriz. Belgrad Üniversitesi’nin hemen karşı sokağında yer alıyor. İyice pişirilmiş lezzetli tepsi böreği ama biraz fazla yağlı gelebilir. Geç saatlerde pek börek kalmıyor bir de. Özellikle gitmeniz pek bir esprisi yok.


Lorenzo Kakalamba: Belgrad’a geldiyseniz mutlaka gidip yemek yemeniz gereken bir restoran. Özellikle Sırpların ve bizim gibi iyi araştırma yapanların turistlerin gittiği bir restoran. Taşmeydan’a yakın, Cvijiçeva caddesi üzerinde bulunuyor. Restoranın girişinden anlıyorsunuz hemen farklı bir mekan olacağınız. Restoran çok farklı bir şekilde dizayn edilmiş ve değişik objelerle, tablolarla her köşe süslenmiş ama öyle sizi rahatsız edecek tarzda değil. Sipariş vermeden önce dekorasyonu incelemeye ve fotoğraf çektirmeye kaptırıyorsunuz kendinizi. 


Garsonlar çok yardımcı oluyorlar. Bize verdikleri menüleri bile bir başkaydı. 
Kesinlikle rezervasyon yaptırmanızı öneriyorum. Biz arkadaşımla öğle yemeği için 3-4 gibi gittik. Özellikle hafta sonları ve Pazar günü çok kalabalık oluyor. Tuvalet ihtiyacınız olmasa bile mutlaka bir kez uğrayın, orada bile değişik objeler ve dekorasyon tercih edilmiş.  Restoranın arka tarafında üstü açılabilen bir de terasları var. Buradaki duvarda kocaman bir dünya haritası var ve misafirler geldikleri yerleri bu harita üzerinde renkli raptiyeler ile işaretliyorlar. Misafir defteri de var tabii ki, imzalamayı ve notunuzu bırakmayı unutmayın.



Gerçek bir brokoli çorbası hem de kremalı iyi bir başlangıç olabilir. Arkasından bir salata ile midemizi ana yemeğe hazırladık ve süt danasından (veal)  Sırpların geleneksel yöntemiyle pişirilerek kiremit güveçte sunulan lezzetli “Gulaş” yemeğimizi afiyetle yedik. Tatlı menüleri yan masaya seçim yaptırdıkları an ilgimizi çekti. Sebebini gördüğünüzde anlayacaksınız. Biz denemek için baklavayı tercih ettik. Evet doğru duydunuz baklava. Sırbistan mutfağına da girmiş bir tatlı hatta tulumba bile var. Baklava bizden farklı olarak soğuk ikram ediliyor, çok katlı cevizli ve şerbeti daha hafif limonlu. Kesinlikle lezzetli, denemelisiniz. Atmosfer, dekorasyon ve lezzeti ile bizden tam puan aldı Lorenzo Kakalamba. Eğer seyahat planınızda Belgrad varsa mutlaka bir yemek için bu mekana uğrayın, pişman olmayacağınıza emin olabilirsiniz. Yemek öncesi getirdikleri ekmekler ve peynir çok lezzetli…


Little Bay: Ulusal Müzenin yan caddesinde karşıdaki yüksek binanın hemen yan sokağında bulunuyor. Burası akşam yemekleri için tercih edilmeli. Menüde çok ilginç lezzetler yok, bu mekanın özelliği akşam yemeklerini opera ve benzeri canlı performanslar eşliğinde yemeniz. Mekanın iç dekorasyonu opera salonu şeklinde zaten. Locaları, balkonları, süslü kadife perdeler ve mumlar. Opera dinleyerek yemek yemek ilginç bir deneyim. Programına bakarak rezervasyon yaptırın derim, hangi günler ve saatte canlı müzik olduğuna bakın.  



Iguana: Beton Hala üzerinde yer alan bir restoran. Çok şık bir dekorasyona sahip. Akşam yemekleri için tercih edilmeli. Jazz şarap ve yemek olarak lanse edilen bir yer. Restoran içerisinde bir platform sahne var ve akşamları canlı jazz müziği icra ediyor sanatçılar, siz de bu yumuşak müzik ile birlikte lezzetli yemeğinizi yiyor ve sohbet ediyorsunuz. Atmosfer ve ışıklandırma da bu yumuşak müziğe ayak uyduruyor. Kuver olarak küçük ekmekler ve zeytinyağı ikram ediliyor. Menü çeşitli lezzetler sunuyor size ve garsonlar hemen hepsini büyük bir nezaketle açıklıyorlar isterseniz. Servisleri de gayet temiz ve kibar yapıyorlar. Ördek göğsü denedim ve bu eti çok beğendim. Altta acı şili sos ve ıspanak üstünde dilimlenmiş ördek göğsü ve hafif tatlımsı bir lezzet. İyi pişmiş bir beef de tercih edilebilir. Tatlı olaraksa “Urma cake” yani hurmalı keki denedik ve beğendik. Krema ve karamel sos ile sıcak servis ediliyor ve gayet lezzetli tatlı bir son. Urma keki iki kişi paylaşmanızı öneririm, porsiyon biraz büyük. Zaten garson biz bir tane isteyince iki ayrı porsiyon şeklinde servis etti ve doğrusu her bir porsiyon ikimize de yetti. Iguana’dan kalkmak ve bu atmosferi bırakmak istemiyorsunuz. Romantik bir yemek için de ideal olabilir. Belgrad’da puan olarak bizden yüksek alan restoranlardan birisi.











Belgrad’da sıkça rastlayacağınız siyah ağırlıklı dış dekorasyonu olan ve kiril alfabesi ile yazılmış tabelaları bulunan Türkiye’deki Komşu fırın emsali yerler var. Muhakkak uğrayın, güzel poğaça ve tatlı çeşitleri, ayrıca kahveleri var. Vişneli tatlı kurabiye pasta karışımı bir lezzetleri var, o gayet başarılı.


Belgrad’da “Kafana” dedikleri yerler var. Buralarda ister içkinizi yudumluyorsunuz isterseniz yemek yiyorsunuz, yani kafanıza göre takılıyorsunuz. Ünlülerinden bir tanesi de eski adı taverna olan “?”.Evet mekanın adı ?. Belgrad Katedrali’nin olduğu bölgede. 

İşte size mekanların puanlamaları:


Belgrad denince birçok insan Avrupa’nın en iyi gece hayatından bahseder. Şehirde eğlence mekanları dağınık bir şekilde yerleşmiş, yani bir cadde veya bir bölge içerisinde değiller. Sava nehri üzerinde “splavoi” denilen yüzer yapılar ve gece kulüpleri mevcut. Bunlardan en çok rağbet edileni, Brankow köprüsünden Novi Beograd’a geçtğinizde nehir kıyısındaki “Dragstor”, kapısında S Play yazıyor. Rezervasyon şart ve kapıda liste ile sizi güvenlik bekliyor. Kapısında kuyruk oluşan bir mekan. Girişte üzerinizdekileri vestiyere bırakıyorsunuz ki bu ücretli, 200RSD. İçeride genellikle dj müziği çalıyor ve çok kalabalık oluyor, sürtünerek geçiyorsunuz diyebilirim. İçeride localar da var. Özellikle bar önünde kalmamanızı öneririm keza barmenler içki verebilmek ve yeni siparişleri alabilmek için sürekli sizi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Alkolsüz güzel meyve kokteylleri hazırlayabiliyorlar. Flörtleşmelerin yaşandığı bir mekan.



Belgrad’ın kesinlikle en iyi ve popüler gece kulübü ise "Mr. Stefan Braun". Ana tren istasyonunun bulunduğu Nemanjina caddesi üzerindeki bir binanın 9. Katında yer alıyor. Tabelası veya herhangi bir işaretlemesi yok. Han gibi bir binanın giriş kapısında sizi bodyguardlar ve güvenlik karşılıyor. Bu mekan için kesinlikle rezervasyon yaptırmalısınız. Yoksa sizi içeri almıyorlar veya giriş ücreti talep ediyorlar. Bunu atlatmak için eğlenmeye gelen bayanlara beraber girmeyi teklif edebilirsiniz veya rezervasyonunuzun yapıldığını iddia edip otelin kartını gösterebilir, şansınızı deneyebilirsin. Asansör ile 9. Kata çıkıyorsunuz, girişte vestiyer ücretli 100 RSD ve bence üzerinizdekileri bırakın. Güzel müzikler çalınıyor burada ve haftanı belirli günleri değişik tarzlar var. Programına bakın derim. En iyi gecesi Cumartesi gecesi diyebilirim. Genellikle gece hayatı Belgrad’da eğer tatil günü değilse Cuma ve Cumartesi geceleri hareketli. Çok güzel bayanlar geliyor bu kulübe ve söylemeden edemeyeceğim barmen kızlar ve dansları etkileyici. Herkes müzik ile dans ediyor buna barmenlerde dahil ve arada ufak süprizler  yapıp ellerine tüpleri alıp soğutucu gaz ile herkesi serinletiyorlar. Belgrad’a geldiyseniz Mr. Stefan Braun gece için en iyi seçim.


"Cinema" genellikle Sırp müzikleri çalan Knez Mihailova caddesindeki çeşmeye sırtınızı döndüğünüzde Kalemegdan istikametinde solda yer alan sokaktan yürüdüğünüzde karşınıza gelecektir. Ben giriş yapmadım, Sırp olmadığınız için almayabilirler, araştırmak gerekli. 

Casina Bar ise gecenin hareketli olduğu club restoran tarzı bir mekan. Belirli bir saate kadar yemek yenilen mekanda daha sonra club tarzına dönülüyor. Hotel Moskva'nın karşısında ana cadde üzerinde.

Gezdik, yedik içtik ve eğlendik. Balkanların bu güzel şehrini keşfettik, hatta kendisine doyamadık:)
Bir daha ki gezi yazımızda bakalım yeni rotamız neresi olacak. Görüşmek üzere:()