2 Ağustos 2013 Cuma

"Gez Dünya'yı Gör Konya'yı"

Günümüzde havayolu şirketlerinin bolca yaptığı kampanyalardan birinden aldığımız biletlerimizin günü geldi ve bir zamanlar Selçuklu Devlet başkenti, Mevlana’nın diyarı Konya’ya gidip geldik. Konya Havaalanı’na birçok uçuş mevcut. Eğer fazla gününüz yoksa hafta sonu iki gün tercih edilebilir. Cumartesi sabah erken uçuş ve Pazar akşam dönüş biletleri size Konya’nın tarihi yerlerini keşfetmeniz ve midenizi Konya mutfağı ile şenlendirmeniz için yeterli zamanı verecektir.


 
 





Konya çok hareketli bir şehir, tabii burada yerli ve yabancı turistlerin de payı var. Caddelerinde su fıskiyeleri ve havuzlar mevcut, her yerden su fışkırıyor, sıcaktan bunalırsanız serinleyebilirsiniz. Trafik çok düzensiz Konya’da, otomobillere dikkat ettiğiniz kadar, belki de daha fazla her yerden çıkan motosiklet ve bisikletlere de dikkat etmeniz gerekiyor. Konya düz bir ova olduğu için motosiklet ve bisiklet çok yoğun kullanılıyor. Konya denince tabii ki akla ilk “Gez Dünyayı Gör Konya’yı” deyişi ve Mevlana geliyor. Mevlana türbesinin bulunduğu alan şu anda Mevlana Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Girişte cüzi bir ücret ödüyorsunuz, Müze Kart da geçerli. Çiçeklerle bezeli bir bahçe içinde dolaşırken düzenlenmiş alanlarda Mevleviliğe ait bilgilere ulaşma, kullanılan eşyaları, tarihi eserleri görme şansınız oluyor. Mumdan yapılmış heykellerle Mevleviliğe ilişkin tasvirler yapılmış, o günkü yaşam betimlenmiş; mum heykeller insana sanki canlılarmış hissi veriyor. İhtişamlı turkuaz türbeli yapı içerisinde Mevlana’nın, babasının, oğlunun ve birçok dervişin sandukaları bulunuyor. Bütün sandukalardan farklı olarak Mevlana’nın sandukası karşısında bulunan babasının sandukası, dik olarak duruyor, hemen dikkat çekiyor. Rivayete göre, Mevlana ölüp buraya defnedildiğinde, daha önce buraya defnedilmiş olan babası cenaze töreninde ön safta Peygamber (s.a.) görmüş, saygıdan ayağa kalkmış ve sanduka bu şekilde kalmış. Binanın bir kısmında yenileme çalışmaları devam ediyor, bina içerisinde fotoğraf ve video çekimi yapmak yasak.




 
Mevlana’dan sonra ziyaret edilmesi gereken diğer bir zat, Mevlana’nın Mevlana olmasına vesile olan Şems-i Tebrizi’dir.  Şems ile Mevlana’nın aşkı bugün haklarında birçok kitap yazılmasına neden olmuştur. Şems-i Tebrizi türbesi ve camisi Mevlana Müzesi’nden Alaaddin Tepe’sine giden cadde üzerinde sağ tarafta polis merkezinin arkasında kalıyor. Çukur bir alanda yer alan küçük bir camii ve çevresindeki yeşil parktan oluşuyor. Şems-i Tebrizi’nin sandukası camii içerisinde bulunuyor. Caminin içerisinde kendinizi çok huzurlu hissediyorsunuz. Şems-i Tebrizi hakkında çeşitli rivayetler mevcut. Öldürüldüğü ve bu camii içerisinde bulunduğu, naaşının bir kuyuya atıldığı ve Konya’yı terk ettiği yönünde bilgiler mevcut. Kesin olan şey ise Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin büyük bir aşk ile Hakk’a ibadet ettikleri ve birbirlerini tamamladıkları. 


 
 
 
 
 
 
 
Konya’da çok sayıda camii var. Alaaddin Tepe’sine doğru giderken yolun solunda Şifa Lokantası’nın sokağına girince çarşının ortasında önünüze çıkan Aziziye Camii, Osmanlı son dönem eserlerinden ve çok değişik bir mimariye sahip, hemen dikkatinizi çekecektir. Aladdin Tepesi Mevlana Müzesi’nin ve Konya’nın bir bölümünü yüksekten görebileceğiniz bir alan. Yeşil geniş bir park aslında, caddeye bakan tarafında sizi serinlik vererek akan güzel bir havuz karşılıyor ve hemen yanı başında Konyalıların serinlediği ve çaylarını yudumlayarak sohbet ettikleri çay bahçeleri var. Burada küçük, desenli bakır çaydanlıklarda, demlenmiş çay içebiliyorsunuz, gerçekten insanı dinlendiren bir yer. Çay bahçelerinin hemen sağ tarafında Alaaddin Camisi yer alıyor, kesinlikle görülmeli. Arap tarzında yapılmış ve Selçuklu’dan günümüze kalmış bir camii. Roma döneminden kalan çok sayıda mermer sütun camiyi ayakta tutuyor. Mihrap tarihi çinilerle süslü ve birbirine geçme tekniği ile (çivi kullanılmamış) yapılmış, çok eski (görünce bana hak vereceksiniz) ahşap minber sizin tarihi koklamanızı sağlıyor. Caminin dışında Alaaddin Keykubat, Kılıç Arslan ve diğer Selçuklu sultanlarının türbesinin bulunduğu çokgen tarzında inşa edilmiş bir kümbet var. Bu kümbetin hemen yanında inşası yarım kalmış ve üstü kapatılamamış bir kümbet daha bulunmakta. Alaaddin Camisinin hemen alt kısmında caddeye yakın Selçuklu sarayından kalmış bir sur kalıntısı dikkat çekiyor. Bu alanda saray duvarlarını ortaya çıkarmak ve yenilemek için bir kazı çalışması yapılmakta. Alaaddin tepesinin etrafında Karatay Medresesi ve İnce Minare Külliyesi bulunuyor. Konya’da neredeyse adım başı değişik mimariye sahip birçok camii ve türbe karşınıza çıkıyor. Türbeler genelde üçgen veya çokgen yapılı kümbetler şeklinde.
Gezilmesi ve görülmesi gereken birçok yer var Konya’da ve bence bunlardan bir tanesi de Konya Arkeoloji Müzesi. Çarşı içerisinde yer almadığı için özellikle tarif almanız ve gitmeniz gerekli. Müze merkeze yakın sayılabilecek bir mesafede, yürüyerek gidebilirsiniz ama araç ile ulaşım daha kolay olabilir. Müzenin güzel bir bahçesi var, küçük sayılabilecek bir bina. Bahçesinde sizi heykeller, lahit mezarlar, büstler karşılıyor ve içeride karşılaşacaklarınıza sizi hazırlıyor. Müzenin içerisine girdiğinizde gördükleriniz karşısında şaşırabilirsiniz. İnce bir sanat bakışıyla yapıldığı belli Roma döneminden kalma çok sayıda mermer lahit sizi karşılıyor. Sade, çıplak lahitler değil bunlar, hepsinin etrafında mermer işçiliğinin en güzel örnekleri olabilecek gravürler, insan ve hayvan figürleri yer alıyor. Roma döneminden kalma ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük yerleşkesinden çıkarılan birçok eser sergileniyor müzede, hatta bir kafatası ve bebek cesedi bile var. Mevlana’nın gölgesinde kalan müze biraz ilgisiz kalmış; daha çok ilgiyi ve ziyareti hak ediyor bence. Birer sanat eseri olan bu lahitler başka bir ülkede olsa şaşalı bir şekilde sergilenir ve ziyaret edilirdi. Müze girişi cüzi bir ücretle veya Müze Kart ile yapılabiliyor. Arkeoloji müzesinin hemen yanında Sahib-i Ata Müzesi var. Müze, Vakıflar Müdürlüğü’ne bağlı ve girişler ücretsiz. Müze içerisinde tarihi eşyalar, eski seccade ve kilimler, ahşap işçiliğinin güzel örnekleri kapılar, fermanlar, şamdanlar ve sakal-ı şerif sergileniyor. Bir de girişin hemen sağındaki odada çini kaplı mezarlar bulunuyor. Bu müzenin hemen yanında bir de tarihi camii bulunmakta. Yangın geçirmiş ve daha sonra tadilat görmüş Sahib-i Ata Camii. Taş giriş kapısı ve minaresi hemen ilginizi çekiyor ve şu anda bahçe giriş kapısı olan ve taş merdivenlerle çıkılan minarenin aslında yangın öncesi caminin giriş kapısı olduğunu ve şu anki cami küçük yapıldığı için bu yapıların camii dışında kaldığını, camii kapısında yer alan panodan öğreniyorsunuz. Caminin içerisine girdiğinizde sizi çini kaplı bir mihrap, yüksek ahşap bir tavan ve ahşap bir minber karşılıyor. Caminin içerisi kırmızı renkli halılarla kaplı ve mis gibi kokuyor, insana huzur veren bir yapısı var. Şunu söyleyebilirim ki gördüğüm en temiz ve düzenli camilerden birisi, ziyaret etmenizi öneririm.

Mevlana müzesinden tabelaları takip ederek müzenin girişi sol tarafınızda kalacak şekilde ana caddeden yürürseniz Mevlana Kültür Merkezi’ne ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde küçük dükkânlar var; bu dükkânlarda hediyelik eşya yapıp satan zanaatkârlar ve bir de ney sanatkârı var. Ney imal ediyor, aynı zamanda üflüyor. Küçük yaşta çocuklardan ney dinleme şaşımız olduk ve ustamızdan (ki kendisini çırak olarak kabul ediyor) ney hakkında kapsamlı bilgi aldık. Yürümeye devam ettiğinizde karşınızda iki adet savaş topu ve her iki yanı Türk devleti bayrakları ile donanmış bir yapı ve arkasında Şehitlik’i bulacaksınız. Bu yapı, güzel bir mimariye sahip. İç avlu duvarlarında renkli seramik parçalarla bezeli gravür tablolar ve şehitlerimizin isimlerinin yazılı olduğu levhalar var. Bina içerisine girdiğinizde sizi çok değişik bir sanat karşılıyor. Duvarlarda boya ile betimlenmiş doğal manzaralar, savaş manzaraları ve duvarların önünde bu manzaralar ile uyumlu Çanakkale Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı, savaş yılları ve sonrasındaki yaşamı yansıtan küçük el yapımı kıyafetleri ile birlikte askerler, insan figürleri, siperler, köy evleri, köy insanlarını göreceksiniz. Çok güzel bir biçimde tasvir edilmiş, ince detaylara dikkat edilerek çok özenilerek gerçekleştirilmiş bir çalışma. Mutlaka görmelisiniz.
Cumartesi akşamları Mevlana Kültür Merkezi’nde Sema töreni gerçekleştiriliyor. Kültür Merkezi, çok büyük bir yapı, ekseriyetle mermer kullanılmış. Açık alanda amfi tiyatro misali büyük bir açık hava gösteri alanı var. Ana binanın alt katında sergi stantları açılıyor; Konyalı sanatçılar, el sanatlarını yaptıkları ürünleri sergiliyorlar ve satıyorlar. Değişik ürünler bulabiliyorsunuz burada, tören öncesinde veya sonrasında ziyaret etmelisiniz. Bina içerisinde çok büyük bir Sema salonu var. Ortasında dairesel bir gösteri alanı olan, etrafına dairesel biçimde yerleştirilmiş, yumuşak kumaş kaplı oturma alanları olan ferah bir salon. Sema töreni öncesi kısa bir bilgilendirme ve bazı uyarılar yapılıyor. Önce musiki ekibi, sonra semazenler geliyor ve sema töreni başlıyor. Huşu içerisinde ve bir ritüel çerçevesinde gerçekleştiriliyor sema, farklı bölümleri var. Aslında bir zikir ayini, bu yüzden alkışlanmıyor ve sessizce izleniyor. Gözleri yaşlanan seyirciler görebilirsiniz. İnsan, semayı izlerken kendisini farklı düşünceler içinde buluyor, kendini sorguluyor ve huzur doluyor. Semazenlerin beyazlar içerisinde dönüşleri, ayak hareketleri size gezegenlerin dönüşlerini hatırlatıyor, çok değişik ve farklı bir duygu. Semazenler saatlerce bu şekilde dönebiliyorlar. Gösteri sonrasında huzur dolmuş bir şekilde kendinizi havadar ve Mevlana manzaralı Alaaddin tepesinde çayınızı yudumlarken bulabilirsiniz.
Konya’da nerede kalabilirim diye düşünürseniz, seçenek çok aslında. Mevlana Müzesi çevresinde ve Alaaddin Tepesi’ne yakın birçok otel var. Ben daha önce kaldığım Alaaddin Tepesi’ne çok yakın Selçuk Otel ve Mevlana Müzesi’ne çok yakın Rumi Otel’i önerebilirim. Biri dört, diğeri üç yıldızlı. Rumi Otel, temiz ve düzenli bir otel, çalışanları çok sıcak insanlar (Konya insanı gerçekten sıcak, samimi), çok yardımcı oluyorlar, tercih etmenizi öneririm.

Ve Konya denince, en önemli konulardan birisi de yemek konusu. Konya mutfağı gerçekten çok güzel bir mutfak, kendine has yemekleri var. Öne çıkan tatlar, bamya çorbası, etli ekmek, fırın kebabı, tirit, sac arası tatlısı. Fırın kebabı dendiğinde, bu yemek Hacı Şükrü ile anılıyor Konya’da. İki ayrı yeri var Hacı Şükrü’nün, biri Alaaddin tepesine yakın, diğeri ise Meram’da. Meram’daki biraz daha lüks ama lezzet aynı. İki pide arasında fırında beş saate yakın pişen kuzu eti servis ediliyor. Yumuşacık ve lezzetli. Kebaptan sonra sütlü ve fıstıklı kadayıf tatlısını denemelisiniz, iyi pişmiş kıtır kıtır ve lezzeti çok iyi.

Konya’da neredeyse her köşe başında etli ekmek yapan yer bulmanız mümkün, tabii hepsi çok iyi yapamıyor bu işi. Bolu lokantası ön plana çıkıyor ama sanırım ustası değişmiş bu yüzden etli ekmek önereceğim yer yok. Ama şunu belirtebilirim, etli ekmek kıymadan veya satır arası etten yapılıyor. Satır arasını tercih etmelisiniz. Meram’da Havzan var, diğer yerlerden farklı şekilde yapıyor, hamuru çok ince ve kıtır kıtır. Bir not; etli ekmeği elle yemelisiniz, çatal bıçak kullanmayın.
Merkez’de çarşıda cadde üzerinde Şifa Lokantası var, Mevlana Müzesinin arka tarafında Mevlevi Sofrası var. Mevlevi Sofrası, Konya mutfağındaki tatları tatmak için tercih edilebilir.
Tirit denince ise tek adres verebilirim; Tiritçi Mithat. Konya’da yediğim en leziz yemeklerden birisi Tirit. Hemen Şifa Lokantası’nın caddesinde İş Bankası’nın yan sokağında bulunuyor Tiritçi Mithat. Ufak bir yeri var, dükkân içerisine ve bulunduğu sokağa masalar koyuyorlar. Mercimek çorbası enfes, hemen arkasından güveç sığ bir tabakta gelen tirit ise harika bir lezzet (çorba sonrası bir müddet bekliyorsunuz, fırında pişiyor tirit). Dayanamıyorsunuz, ekmeğinizi tiritin suyuna banıp başlıyorsunuz bu lezzeti midenizle buluşturmaya. Arkasından tatlı olarak eğer yapılmış ise zerde yiyebilirsiniz. Bu sefer, Ramazan’da gittiğim için bir porsiyon tirit yiyebildim, farklı bir zamanda olsaydı kesinlikle bu sayı artardı. Konya’ya gelirseniz, mutlaka ama mutlaka bu yemeği tadın. Tatlılar konusunda ise sac arası bir Konya klasiği. Hafif bir tatlı, baklavaya benzetilebilir, denemelisiniz. Bamya çorbasını tatma imkânınız varsa bu fırsatı değerlendirin, çok küçük bamyalarla yapılıyor ve gayet leziz bir çorba.
Konya’da çok çeşitli bakır ve dövme kahve takımları, bakraçlar, desenli lokumluklar, şekerlikler vb. eşyalar yapıyorlar. Merkezde Kadınlar Pazarı denilen bir yer var. Kapalı bir alan, içerisinde kasapları, meyve-sebze satıcıları, peynirciler vb. satıcılar bulunuyor. Burada açıkta satılan tavukları, peynirleri, ve süzme yoğurdu görebilirsiniz. Küflü peynir ve otlu peynir revaçta, biber ve domates salçaları gözleri renklendiriyor ve tabii ki süzme yoğurt. Fırsatınız olursa süzme yoğurt alın. Çarşıya gelirken yolda bazı bakırcılara rastlayabilirsiniz. Şems-i Tebrizi camisinin yakınındaki hediyelik dükkânlarında da çok güzel ürünler mevcut. Baharat ve bakliyat ürünlerini Konya’da çok fazla miktarda ve taze bulabiliyorsunuz. Konya’da bir de gevrek revaçta. Konya gevreğinden tatmalısınız, Şems camisine gelirken ara sokakta gevrekçileri göreceksiniz. Mevlana Müzesi arkasındaki hediyelik eşya dükkânlarında da güzel ürünler bulabilirsiniz.
Konya havalimanı ve otogar, Konya merkeze uzak bir mesafede. Havaalanından HAVAŞ otobüsleri ile ulaşım mümkün ama 3-4 kişi iseniz taksi ile uygun fiyata ulaşım sağlayabilirsiniz. Pazarlık yapmayı unutmayın, bir de taksicinin kartını alın, dönüşte uygun fiyata sizi havaalanına veya otogara götürecektir.
Şimdilik bu kadar yeter sanırım. Konya’da daha gezilecek ve görülecek yerler var (Sille, Kilistra, Tınaztepe mağarası, Meke Gölü, Beyşehir …) Son bir bilgi; Konya’da şehir turu otobüsleri mevcut. Bunlarla merkezdeki yerleri gezebilirsiniz.
Bir daha ki sefere görüşmek üzereJ  Hoşça kalın…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder