Günümüzde havayolu şirketlerinin
bolca yaptığı kampanyalardan birinden aldığımız biletlerimizin günü geldi ve
bir zamanlar Selçuklu Devlet başkenti, Mevlana’nın diyarı Konya’ya gidip geldik.
Konya Havaalanı’na birçok uçuş mevcut. Eğer fazla gününüz yoksa hafta sonu iki
gün tercih edilebilir. Cumartesi sabah erken uçuş ve Pazar akşam dönüş
biletleri size Konya’nın tarihi yerlerini keşfetmeniz ve midenizi Konya mutfağı
ile şenlendirmeniz için yeterli zamanı verecektir.


Konya çok hareketli bir şehir, tabii burada yerli ve yabancı turistlerin de payı var. Caddelerinde su fıskiyeleri ve havuzlar mevcut, her yerden su fışkırıyor, sıcaktan bunalırsanız serinleyebilirsiniz. Trafik çok düzensiz Konya’da, otomobillere dikkat ettiğiniz kadar, belki de daha fazla her yerden çıkan motosiklet ve bisikletlere de dikkat etmeniz gerekiyor. Konya düz bir ova olduğu için motosiklet ve bisiklet çok yoğun kullanılıyor. Konya denince tabii ki akla ilk “Gez Dünyayı Gör Konya’yı” deyişi ve Mevlana geliyor. Mevlana türbesinin bulunduğu alan şu anda Mevlana Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Girişte cüzi bir ücret ödüyorsunuz, Müze Kart da geçerli. Çiçeklerle bezeli bir bahçe içinde dolaşırken düzenlenmiş alanlarda Mevleviliğe ait bilgilere ulaşma, kullanılan eşyaları, tarihi eserleri görme şansınız oluyor. Mumdan yapılmış heykellerle Mevleviliğe ilişkin tasvirler yapılmış, o günkü yaşam betimlenmiş; mum heykeller insana sanki canlılarmış hissi veriyor. İhtişamlı turkuaz türbeli yapı içerisinde Mevlana’nın, babasının, oğlunun ve birçok dervişin sandukaları bulunuyor. Bütün sandukalardan farklı olarak Mevlana’nın sandukası karşısında bulunan babasının sandukası, dik olarak duruyor, hemen dikkat çekiyor. Rivayete göre, Mevlana ölüp buraya defnedildiğinde, daha önce buraya defnedilmiş olan babası cenaze töreninde ön safta Peygamber (s.a.) görmüş, saygıdan ayağa kalkmış ve sanduka bu şekilde kalmış. Binanın bir kısmında yenileme çalışmaları devam ediyor, bina içerisinde fotoğraf ve video çekimi yapmak yasak.


Mevlana’dan sonra ziyaret edilmesi gereken diğer bir zat,
Mevlana’nın Mevlana olmasına vesile olan Şems-i Tebrizi’dir. Şems ile Mevlana’nın aşkı bugün haklarında birçok
kitap yazılmasına neden olmuştur. Şems-i Tebrizi türbesi ve camisi Mevlana
Müzesi’nden Alaaddin Tepe’sine giden cadde üzerinde sağ tarafta polis
merkezinin arkasında kalıyor. Çukur bir alanda yer alan küçük bir camii ve
çevresindeki yeşil parktan oluşuyor. Şems-i Tebrizi’nin sandukası camii
içerisinde bulunuyor. Caminin içerisinde kendinizi çok huzurlu hissediyorsunuz.
Şems-i Tebrizi hakkında çeşitli rivayetler mevcut. Öldürüldüğü ve bu camii
içerisinde bulunduğu, naaşının bir kuyuya atıldığı ve Konya’yı terk ettiği
yönünde bilgiler mevcut. Kesin olan şey ise Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin büyük
bir aşk ile Hakk’a ibadet ettikleri ve birbirlerini tamamladıkları. 

Konya’da çok sayıda camii var. Alaaddin
Tepe’sine doğru giderken yolun solunda Şifa Lokantası’nın sokağına girince
çarşının ortasında önünüze çıkan Aziziye Camii, Osmanlı son dönem eserlerinden
ve çok değişik bir mimariye sahip, hemen dikkatinizi çekecektir. Aladdin Tepesi
Mevlana Müzesi’nin ve Konya’nın bir bölümünü yüksekten görebileceğiniz bir
alan. Yeşil geniş bir park aslında, caddeye bakan tarafında sizi serinlik
vererek akan güzel bir havuz karşılıyor ve hemen yanı başında Konyalıların
serinlediği ve çaylarını yudumlayarak sohbet ettikleri çay bahçeleri var. Burada
küçük, desenli bakır çaydanlıklarda, demlenmiş çay içebiliyorsunuz, gerçekten insanı
dinlendiren bir yer. Çay bahçelerinin hemen sağ tarafında Alaaddin Camisi yer
alıyor, kesinlikle görülmeli. Arap tarzında yapılmış ve Selçuklu’dan günümüze
kalmış bir camii. Roma döneminden kalan çok sayıda mermer sütun camiyi ayakta
tutuyor. Mihrap tarihi çinilerle süslü ve birbirine geçme tekniği ile (çivi kullanılmamış) yapılmış, çok eski (görünce bana hak vereceksiniz) ahşap minber
sizin tarihi koklamanızı sağlıyor. Caminin dışında Alaaddin Keykubat, Kılıç
Arslan ve diğer Selçuklu sultanlarının türbesinin bulunduğu çokgen tarzında inşa edilmiş bir
kümbet var. Bu kümbetin hemen yanında inşası yarım kalmış ve üstü kapatılamamış
bir kümbet daha bulunmakta. Alaaddin Camisinin hemen alt kısmında
caddeye yakın Selçuklu sarayından kalmış bir sur kalıntısı dikkat çekiyor. Bu
alanda saray duvarlarını ortaya çıkarmak ve yenilemek için bir kazı çalışması
yapılmakta. Alaaddin tepesinin etrafında Karatay Medresesi ve İnce Minare
Külliyesi bulunuyor. Konya’da neredeyse adım başı değişik mimariye sahip birçok
camii ve türbe karşınıza çıkıyor. Türbeler genelde üçgen veya çokgen yapılı
kümbetler şeklinde.
Gezilmesi ve görülmesi gereken birçok
yer var Konya’da ve bence bunlardan bir tanesi de Konya Arkeoloji Müzesi. Çarşı
içerisinde yer almadığı için özellikle tarif almanız ve gitmeniz gerekli. Müze
merkeze yakın sayılabilecek bir mesafede, yürüyerek gidebilirsiniz ama araç ile
ulaşım daha kolay olabilir. Müzenin güzel bir bahçesi var, küçük sayılabilecek bir
bina. Bahçesinde sizi heykeller, lahit mezarlar, büstler karşılıyor ve
içeride karşılaşacaklarınıza sizi hazırlıyor. Müzenin içerisine girdiğinizde
gördükleriniz karşısında şaşırabilirsiniz. İnce bir sanat bakışıyla yapıldığı
belli Roma döneminden kalma çok sayıda mermer lahit sizi karşılıyor. Sade,
çıplak lahitler değil bunlar, hepsinin etrafında mermer işçiliğinin en güzel
örnekleri olabilecek gravürler, insan ve hayvan figürleri yer alıyor. Roma
döneminden kalma ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük
yerleşkesinden çıkarılan birçok eser sergileniyor müzede, hatta bir kafatası ve
bebek cesedi bile var. Mevlana’nın gölgesinde kalan müze biraz ilgisiz kalmış;
daha çok ilgiyi ve ziyareti hak ediyor bence. Birer sanat eseri olan bu
lahitler başka bir ülkede olsa şaşalı bir şekilde sergilenir ve ziyaret
edilirdi. Müze girişi cüzi bir ücretle veya Müze Kart ile yapılabiliyor.
Arkeoloji müzesinin hemen yanında Sahib-i Ata Müzesi var. Müze, Vakıflar Müdürlüğü’ne
bağlı ve girişler ücretsiz. Müze içerisinde tarihi eşyalar, eski seccade ve
kilimler, ahşap işçiliğinin güzel örnekleri kapılar, fermanlar, şamdanlar ve
sakal-ı şerif sergileniyor. Bir de girişin hemen sağındaki odada çini kaplı
mezarlar bulunuyor. Bu müzenin hemen yanında bir de tarihi camii bulunmakta.
Yangın geçirmiş ve daha sonra tadilat görmüş Sahib-i Ata Camii. Taş giriş
kapısı ve minaresi hemen ilginizi çekiyor ve şu anda bahçe giriş kapısı olan ve
taş merdivenlerle çıkılan minarenin aslında yangın öncesi caminin giriş kapısı
olduğunu ve şu anki cami küçük yapıldığı için bu yapıların camii dışında
kaldığını, camii kapısında yer alan panodan öğreniyorsunuz. Caminin içerisine
girdiğinizde sizi çini kaplı bir mihrap, yüksek ahşap bir tavan ve ahşap bir
minber karşılıyor. Caminin içerisi kırmızı renkli halılarla kaplı ve mis gibi
kokuyor, insana huzur veren bir yapısı var. Şunu söyleyebilirim ki gördüğüm en
temiz ve düzenli camilerden birisi, ziyaret etmenizi öneririm.
Mevlana müzesinden tabelaları
takip ederek müzenin girişi sol tarafınızda kalacak şekilde ana caddeden
yürürseniz Mevlana Kültür Merkezi’ne ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde küçük dükkânlar
var; bu dükkânlarda hediyelik eşya yapıp satan zanaatkârlar ve bir de ney sanatkârı
var. Ney imal ediyor, aynı zamanda üflüyor. Küçük yaşta çocuklardan ney
dinleme şaşımız olduk ve ustamızdan (ki kendisini çırak olarak kabul ediyor) ney hakkında
kapsamlı bilgi aldık. Yürümeye devam ettiğinizde karşınızda iki adet savaş topu
ve her iki yanı Türk devleti bayrakları ile donanmış bir yapı ve arkasında
Şehitlik’i bulacaksınız. Bu yapı, güzel bir mimariye sahip. İç avlu
duvarlarında renkli seramik parçalarla bezeli gravür tablolar ve şehitlerimizin
isimlerinin yazılı olduğu levhalar var. Bina içerisine girdiğinizde sizi çok
değişik bir sanat karşılıyor. Duvarlarda boya ile betimlenmiş doğal manzaralar, savaş manzaraları ve duvarların önünde bu manzaralar ile uyumlu Çanakkale
Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı, savaş yılları ve sonrasındaki yaşamı yansıtan
küçük el yapımı kıyafetleri ile birlikte askerler, insan figürleri, siperler,
köy evleri, köy insanlarını göreceksiniz. Çok güzel bir biçimde tasvir edilmiş, ince detaylara
dikkat edilerek çok özenilerek gerçekleştirilmiş bir çalışma. Mutlaka
görmelisiniz.
Cumartesi akşamları Mevlana
Kültür Merkezi’nde Sema töreni gerçekleştiriliyor. Kültür Merkezi, çok büyük
bir yapı, ekseriyetle mermer kullanılmış. Açık alanda amfi tiyatro misali büyük
bir açık hava gösteri alanı var. Ana binanın alt katında sergi stantları
açılıyor; Konyalı sanatçılar, el sanatlarını yaptıkları ürünleri sergiliyorlar
ve satıyorlar. Değişik ürünler bulabiliyorsunuz burada, tören öncesinde
veya sonrasında ziyaret etmelisiniz. Bina içerisinde çok büyük bir Sema salonu
var. Ortasında dairesel bir gösteri alanı olan, etrafına dairesel biçimde
yerleştirilmiş, yumuşak kumaş kaplı oturma alanları olan ferah bir salon. Sema
töreni öncesi kısa bir bilgilendirme ve bazı uyarılar yapılıyor. Önce musiki
ekibi, sonra semazenler geliyor ve sema töreni başlıyor. Huşu içerisinde ve bir
ritüel çerçevesinde gerçekleştiriliyor sema, farklı bölümleri var. Aslında bir
zikir ayini, bu yüzden alkışlanmıyor ve sessizce izleniyor. Gözleri yaşlanan seyirciler
görebilirsiniz. İnsan, semayı izlerken kendisini farklı düşünceler içinde
buluyor, kendini sorguluyor ve huzur doluyor. Semazenlerin beyazlar içerisinde dönüşleri, ayak
hareketleri size gezegenlerin dönüşlerini hatırlatıyor, çok değişik ve farklı
bir duygu. Semazenler saatlerce bu şekilde dönebiliyorlar. Gösteri sonrasında
huzur dolmuş bir şekilde kendinizi havadar ve Mevlana manzaralı
Alaaddin tepesinde çayınızı yudumlarken bulabilirsiniz.
Konya’da nerede kalabilirim diye
düşünürseniz, seçenek çok aslında. Mevlana Müzesi çevresinde ve Alaaddin
Tepesi’ne yakın birçok otel var. Ben daha önce kaldığım Alaaddin Tepesi’ne çok
yakın Selçuk Otel ve Mevlana Müzesi’ne çok yakın Rumi Otel’i önerebilirim. Biri
dört, diğeri üç yıldızlı. Rumi Otel, temiz ve düzenli bir otel, çalışanları çok
sıcak insanlar (Konya insanı gerçekten sıcak, samimi), çok yardımcı oluyorlar,
tercih etmenizi öneririm. Ve Konya denince, en önemli konulardan birisi de yemek konusu. Konya mutfağı gerçekten çok güzel bir mutfak, kendine has yemekleri var. Öne çıkan tatlar, bamya çorbası, etli ekmek, fırın kebabı, tirit, sac arası tatlısı. Fırın kebabı dendiğinde, bu yemek Hacı Şükrü ile anılıyor Konya’da. İki ayrı yeri var Hacı Şükrü’nün, biri Alaaddin tepesine yakın, diğeri ise Meram’da. Meram’daki biraz daha lüks ama lezzet aynı. İki pide arasında fırında beş saate yakın pişen kuzu eti servis ediliyor. Yumuşacık ve lezzetli. Kebaptan sonra sütlü ve fıstıklı kadayıf tatlısını denemelisiniz, iyi pişmiş kıtır kıtır ve lezzeti çok iyi.
Konya’da neredeyse her köşe
başında etli ekmek yapan yer bulmanız mümkün, tabii hepsi çok iyi yapamıyor bu
işi. Bolu lokantası ön plana çıkıyor ama sanırım ustası değişmiş bu yüzden etli
ekmek önereceğim yer yok. Ama şunu belirtebilirim, etli ekmek kıymadan veya
satır arası etten yapılıyor. Satır arasını tercih etmelisiniz. Meram’da Havzan
var, diğer yerlerden farklı şekilde yapıyor, hamuru çok ince ve kıtır kıtır.
Bir not; etli ekmeği elle yemelisiniz, çatal bıçak kullanmayın.
Merkez’de çarşıda cadde üzerinde
Şifa Lokantası var, Mevlana Müzesinin arka tarafında Mevlevi Sofrası var.
Mevlevi Sofrası, Konya mutfağındaki tatları tatmak için tercih edilebilir.
Tirit denince ise tek adres
verebilirim; Tiritçi Mithat. Konya’da yediğim en leziz yemeklerden birisi
Tirit. Hemen Şifa Lokantası’nın caddesinde İş Bankası’nın yan sokağında
bulunuyor Tiritçi Mithat. Ufak bir yeri var, dükkân içerisine ve bulunduğu
sokağa masalar koyuyorlar. Mercimek çorbası enfes, hemen arkasından güveç sığ bir
tabakta gelen tirit ise harika bir lezzet (çorba sonrası bir müddet
bekliyorsunuz, fırında pişiyor tirit). Dayanamıyorsunuz, ekmeğinizi tiritin
suyuna banıp başlıyorsunuz bu lezzeti midenizle buluşturmaya. Arkasından tatlı
olarak eğer yapılmış ise zerde yiyebilirsiniz. Bu sefer, Ramazan’da gittiğim için
bir porsiyon tirit yiyebildim, farklı bir zamanda olsaydı kesinlikle
bu sayı artardı. Konya’ya gelirseniz, mutlaka ama mutlaka bu yemeği tadın.
Tatlılar konusunda ise sac arası bir Konya klasiği. Hafif bir tatlı, baklavaya
benzetilebilir, denemelisiniz. Bamya çorbasını tatma imkânınız varsa bu fırsatı
değerlendirin, çok küçük bamyalarla yapılıyor ve gayet leziz bir çorba.


Konya’da çok çeşitli bakır ve
dövme kahve takımları, bakraçlar, desenli lokumluklar, şekerlikler vb. eşyalar
yapıyorlar. Merkezde Kadınlar Pazarı denilen bir yer var. Kapalı bir alan,
içerisinde kasapları, meyve-sebze satıcıları, peynirciler vb. satıcılar
bulunuyor. Burada açıkta satılan tavukları, peynirleri, ve süzme yoğurdu görebilirsiniz.
Küflü peynir ve otlu peynir revaçta, biber ve domates salçaları gözleri
renklendiriyor ve tabii ki süzme yoğurt. Fırsatınız olursa süzme yoğurt alın.
Çarşıya gelirken yolda bazı bakırcılara rastlayabilirsiniz. Şems-i Tebrizi
camisinin yakınındaki hediyelik dükkânlarında da çok güzel ürünler mevcut.
Baharat ve bakliyat ürünlerini Konya’da çok fazla miktarda ve taze
bulabiliyorsunuz. Konya’da bir de gevrek revaçta. Konya gevreğinden
tatmalısınız, Şems camisine gelirken ara sokakta gevrekçileri göreceksiniz.
Mevlana Müzesi arkasındaki hediyelik eşya dükkânlarında da güzel ürünler
bulabilirsiniz.
Konya havalimanı ve otogar, Konya
merkeze uzak bir mesafede. Havaalanından HAVAŞ otobüsleri ile ulaşım mümkün ama
3-4 kişi iseniz taksi ile uygun fiyata ulaşım sağlayabilirsiniz. Pazarlık
yapmayı unutmayın, bir de taksicinin kartını alın, dönüşte uygun fiyata sizi
havaalanına veya otogara götürecektir.
Şimdilik bu kadar yeter sanırım.
Konya’da daha gezilecek ve görülecek yerler var (Sille, Kilistra, Tınaztepe
mağarası, Meke Gölü, Beyşehir …) Son bir bilgi; Konya’da şehir turu otobüsleri
mevcut. Bunlarla merkezdeki yerleri gezebilirsiniz.
Bir daha ki sefere görüşmek
üzereJ Hoşça kalın…











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder