Başkalarının görüşlerini düşünerek bazı şeyleri yapıyor veya onlardan vazgeçiyorsanız, başkaları ne düşünür diye tasalanıyorsanız ve en önemlisi kendi değerlerinizi başkaları için ayaklar altına alıyorsanız, size çok önemli bir şey söylemem gerek ki; siz mahkumsunuz, özgür değilsiniz ve en kötüsü bunun farkında değilsiniz!!!
------------------------------------
sessiz kaldığında insan,
bazı şeyler için çok geç kaldığını,
ne kadar çok şey yapmayı arzuladığını anlıyor,
o yüzdendir ki bazı insanlar
pişmanlıklarıyla,
daha doğrusu
kendileriyle yüzleşmekten,
başbaşa kalmaktan
korktukları için
sessiz kalmayı sevmezler,
hep kalabalıkları tercih ederler...
17 Mart 2013 Pazar
11 Mart 2013 Pazartesi
Pudra şekeri gibiyiz:))
Yine güzel bir İstanbul sabahına uyandık bu hafta ve günlerden Cumartesi. Bu kez plan yapılmış ve sözleşilmiş durumda. Hedef; geçen hafta yapamadığımız Anadolu tarafı sahil turunu yapmak. Saat 11:00 sularında Başkan ile buluşuyoruz. Bu kez otomobil sefası yapacağız, Süslü'yü de alıyoruz Mecidiyeköy'den, başlıyor seyahatimiz. Süslü'nün tiyatral gösterisini dinliyoruz yol boyunca ve tabiri caizse gülme krizlerine giriyoruz. Bu çocukta yetenek var!. Boğaziçi Köprüsü'nden Beylerbeyi'ne iniyoruz ve sahilden devam ediyoruz. İlk durağımız Çengelköy oluyor, Kuleli'ye yakın bir yerde park edip, gerisin geri yürüyoruz, tabii bu arada boş durmuyoruz. Video ve fotoğraf çekimleri yapıyoruz yol boyunca. Çengelköy, şirin ve sıcak bir yer, bu sıcaklıkta sıralanmış börekçi ve fırınların da katkısı olabilir. Meydan'da güzel bir açıklık park var, kalabalık genç bir grup gezi yapıyor, deniz kenarında fotoğraf çektiriyorlar. Banklarda oturan ve güneşlenen havanın tadını çıkaran insanlar çok sayıda. Küçük bir alan ama yoğun bir kalabalık. 

Çengelköy'de Çınaraltı kahvesine gidiyoruz doğruca, başka bir deyişle muhakkak hatırlarsınız Süper Baba dizisindeki o meşhur kahveye. Polis merkezini geçtikten sonra Çengelköy Börekçisi'nin hemen yanından dar bir sokaktan ulaşıyoruz bu kahveye. Kahvede önce küçük bir alanda masalar var, insanlar pastahane ve börekçiden aldıkları börek ve poğaçaları sıcacık çaylar eşliğinde afiyetle yiyorlar. İsterseniz dışarıdan yiyeceğinizi alıp gelebiliyorsunuz bu şirin mekana, isterseniz menemen gibi kahvaltılıklar hazırlayabiliyorlar sizin için. Salaş bir yer aslında, Balaks bardakta çayınız geliyor:) tahta masalar ve sandalyeler, çok hoş ve sıcak, kendinizi Boğaz Köprüsü'nün süslediği Boğaz manzarası karşısında rahatlamış hissediyorsunuz. Rüzgar kuvvetli esmeye, tenteleri uçurmaya başlıyor, bizler de çok yolumuz var daha diyerek, Fiko'nun kahvesinde gelip çay içmeye söz verip ayrılıyoruz buradan. Otomobilimize yürürken manav tezgahında özenle dizilmiş "badem"ler alıyor gözümüzü, karnımız da iyice acıktı. Yarım kilo alıyoruz, yürürken çıtır çıtır yiyoruz küçücük bademleri, çok lezzetliler. Aşina olmayanlar için bir hatırlatma "badem= küçük salatalık".
Yola devam ediyoruz, karnımız iyice acıktı. Nerede yesek müzakereleri başlıyor araçta. Kanlıca'ya gelmeden Anadoluhisarı ve Göksu'da duruyoruz. Manzara çok güzel, Göksu Ağva'ya benziyor. Anadoluhisarı'nın ortasından yol geçirmişiz ama olsun hala güzel ve ihtişamlı, karşısında bütün ihtişamıyla Rumeli Hisarı'nı selamlıyor sessizce bir kardeş gibi. Fotoğraf ve video çekimi yola devam.
Çubuklu, Beykoz derken Anadolu Kavağı'na varıyoruz. Sahil boyu çok sayıda Yalı ve Askeri bölge var. Bu yüzden Avrupa yakası gibi uzun bir görsel Boğaz manzarası bulamıyoruz yol boyu. Vapur iskeleri bile yalılar arasında kendisine zorla yer edinmiş, bulduğu boşluğa yerleşivermiş, yağlı boya tablolar üzerindeki fırça darbeleri gibi. Anadolu Kavağı Boğaz'ın Karadeniz çıkışına yakın duraklardan birisi. Küçük bir balıkçı kasabası, çok sayıda balık lokantası ve restorantı var. Eminönü'nden tarifeli vapur seferleri var, Boğaz gezi vapurlarının durakları arasında. Bir tepe üzerine yerleşmiş ve Cenevizliler'den kalma hala ayakta duran Yoros Kalesi yaz günlerinde piknik yapmak için ideal yerlerden birisi. İskele'de yanaşmış vapuru selamlıyoruz. Çok sayıda turist var etrafta, havanın da güzel olması ile insanlar balık yemeye gelmişler bu şirin kasabaya. Balık lokantaları ve restoranların önünde size menüyü gösteren ve ekmek teknelerine davet eden çok sayıda insana rastlıyoruz. Fiyat konusunda pazarlık şansınız var. Biz de sıra sıra dizilmiş birisini gözümüze kestirip oturuyoruz. Kalamar ve balık ekmek yiyoruz. İkisi konusunda da çok iyi olduklarını söyleyemem ama fiyatlar makul seviyelerde. Waffle da yapıyorlar, çok lezzetli görünüyor. Biz taze lokma döktürüp, üstüne tarçın döküp yedik, daha hafif oluyor.
Güneşlendikten sonra bir daha ki sefere Yoros Kalesi'ne gelerek piknik yapacağımızı söyleyip Anadolu Kavağı ve sıcak insanları ile vedalaşıyoruz. Geri dönerken tepede Yuşa(a.s.) hazretlerine uğruyoruz. Eski çağlardan beri saygı gösterilen ve büyük önem verilen bu tepede, peygamber olduğu rivayet edilen Yuşa(a.s.) hazretlerinin kabri bulunuyor. Kabri çok uzun yapılmış, etrafını dönerek dua ediyoruz. Sünnet çocukları ve yeni evlenen çiftler için ziyaret duraklarının başında geliyor. Tepeyi çıkarken yol boyu sıralanmış yemek ve hediyeli eşya satan dükkanlar var. Karadeniz'den Boğaz'a girişte ilk görülen tepe olması nedeniyle çok güzel bir manzaraya sahip. Belediye yeni düzenleme yapmış, banklar ve seyir terası var. Buraya gelerek piknik yapmanız mümkün. Bir süre manzaranın tadını çıkarttıktan sonra aracımıza dönüyor ve yola devam ediyoruz.
Balıktan sonra yoğurt yenmez diyen Başkan'ı da ikna ettikten sonra trafiği de aşarak Kanlıca'da alıyoruz soluğu. Beykoz'da Çubuklu Hayal Kahvesi, denizin üzerindeki belediye tesisleri aklımızdaki sonraki duraklar olarak yerini alıyor. Kanlıca'nın iki şeyi meşhur. Biri yalıları- ki sahil boyu çok güzel yalılar va, Başkan'ın deyimiyle üç sülale birleşsek alamayız- biri de Kanlıca yoğurdu. Aracımızı İspark'ın gazabından kurtararak uygun bir yere park ediyor ve iskelenin hemen yanındaki mekana giriyoruz. Cam kenarındaki tüm masalar dolu, şöyle bir yoğurt boylarına göz atıyor ve içerideki hafif loş masalardan birine oturuyoruz. Tam o anda ön masalardan biri kalkıyor ve Başkan müthiş bir çeviklikle masayı kapatıyor. Kendimizi Boğaz kıyısında, aslında tam üzerinde dalgaların cama çarptığı müthiş manzara karşısında oturuyor buluyoruz. Çok yaşa sen Başkan :)) Üç küçük yoğurt söylüyoruz, ortaya bir kase dolusu pudra şekeri getiriyorlar beraberinde. Kaymaklı yoğurt diğer yoğurtlara benzemiyor haliyle tat olarak farklı, üstüne pudra şekeri koyarak yiyorsunuz, çok değişik bir lezzet. Mekanda yoğurt dışında tost v.b. yiyecekler ve demlikte çay mevcut. Manzara çok güzel, Kanlıca yoğurdunu da yemiş olduk. Yolda trafik sıkışıklığı içerisinde sohbet muhabbet devam, manzaralar çok çeşitli ve güzel.
Çengelköy'de vitrindeki pastalar gözümüzü almıştı, ama tatlı kotamızı başka bir zaman değerlendirmeye karar veriyoruz. İstikamet Cihangir. Tam Cihangir'e geliyoruz ki yağmur başlıyor. Bizim şansımız, ne zaman Taksim'e çıksak yağmur yağıyor son zamanlarda, mevsime yoruyoruz biz... Firuzağa'da birer çay içiyoruz, başka bir arkadaşımız daha bize katılıyor, sonra bir başka arkadaşımızla Galatasaray'da buluşarak beş kişi Nizam Pide'de -bu kez İngiliz Konsolosluğu'nun karşı sokağındaki- aldık yine soluğu. Midemizi biraz neşelendirdik, küsmesin bize diye. İstiklal Caddesi yine doluydu, yağmur bız geliyor bazı insanlara. Son dönemde Körfez ülkelerinden gelen turistlerin çokluğu dikkatimizi çekiyor, Lübnan ve İran kökenlilere rastlamak her an olası. Bir daha ki turumuz da Avrupa yakasında olacağız. 23 Nisan planlarımız sonrası İstanbul dışına da açılabiliriz. Bursa ilk hedefte. Bu hafta da böyle geçti.....:)))
5 Mart 2013 Salı
"Hayali Küçük Ali" :)) Pelesenk
İstanbul bugün bizi çok güzel karşıladı. Güneşli olmasına rağmen lodos ile hafif serpilen bir güne uyandık. Kararımızı vermiş, sözleşmiştik; karşı tarafı yani Anadolu yakasını keşfe çıkacaktık. Bugün arabamız yoktu, yürüyerek keşfedecektik. Özellikle İstanbul'da araba konfordan, rahatlıktan ziyade çoğu zaman ayak bağı olabiliyor. İlk önce Başkan ile buluştuk, son dönemin en önemli buluşu :)) Metrobüs'e binerek ki her zaman ki gibi doluydu, Zincirlikuyu'ya devam ettik. Arada Süslü'yü de arayarak bilgi vermeyi ihmal etmedik; rota: Üsküdar. Başkan'la Metrobüs yolculuğu boyunca olan yaptık, Üsküdar, Beylerbeyi, Çengelköy, Kuzguncuk rotamız üzerindeydik. Zincirlikuyu'ya vardığımızda Başkan'la Beşiktaş'a yürüyerek inmeye karar veridk. Hava güzeldi, eh baktığımız zaman fazla bir yol yoktu aslında, etrafı seyrederek, sohbet muhabbet varmıştık bile Beşiktaş'a. Tam meydana inmiştik ki Süslü arkamızdan yakaladı bizi, meğer takipteymiş, gözlem sırasında yakalandık yine:)) hissiyatımız çok ilerledi, artık telepatik iletişim moduna geçtik. Ben kahvaltı yapmadığım için çıtır çıtır bir İstanbul simidini, Üsküdar motorunda mideye indirdim. Çok uzun sürmedi deniz yolculuğumu, zati halk otobüsü gibi olmuş motorlar. Siz siz olun imkanınız varsa vapuru tercih edin derim. Üsküdar'a indiğimizde saat 12'ye geliyordu.
Sahilden Kız Kulesi'ne doğru yürüyüş yaparak başladık. Marmaray inşaatı biraz sendelemiş tabii sahil yolunu olsun yine de güzeldi. Avrupa yakası biraz fazla binalarla dolu gözüküyor, silüet biraz bozulmuş zaman içinde. Kız Kulesi arkamızda bir hatıra fotoğrafı çektirmeden olmazdı tabii, gerçi fotoğrafı çektirttiğimiz çocuk Kız Kulesi'ni kadraja ancak bir kaç deneme sonrası alabildi, ama olsun sonuçta istediğimize ulaştık.

Yürüyüş, deniz havası üçümüzün de karnını acıktırmıştı, sahilden tekrar yürüyerek, bu sefer Üsküdar'ın arka sokaklarında tatlı bir gezinti yaptık. Fotoğraflık çok kare vardı, hatta bir grup fotoğrafçıya rastladık. Eski İstanbul sokakları insana bir tanıdıkla karşılaşmış hissi yaşatıyor. Çok sayıda tarihi camii var, farklı mimaride inşaa edilmiş. Arka sokakların birinde Uçurtma Müzesi'ne şöyle bir göz attık. Köprü ve boğaz manzaralı cadde üzerinde yeni sayılabilecek bir dairenin emlakçıya telefon açarak fiyatını sorduk. Emlak piyasasının nabzını yokladık. 200 m2 4+2 dubleks daire sadece 600,000 $ :(( Arka sokaklardan yürüyerek Üsküdar Balıkçılar Çarşısı'na girdik. O manav tezgahları gerçekten müthiş, renkli ve özenle dizilmiş, bir zanaat harikası. Denizden çıkmış balıklar, su dolu leğenlerde, tezgahların üzerinde bize bakıyorlardı.

Kardeşimin önerdiği çarşı içindeki Bolu lokantasını es geçerek, uzun zamandır aklımızda olan Kanaat Lokantası'ndan içeri girmiş bulduk kendimizi. Tatlı reyonu ilk girişte bizi bizden alıyor. Zeytinyağlı reyonuna şöyle alıcı gözle bakıp, zeytinyağlı sarma ve beyaz lahana sarması ve yer elması söyledik. Zeytinyağlı reyonu oldukça zengin, enginardan şakşukaya istediğinizi söylüyorsunuz, bir tabak hazırlıyorlar. Salataları es geçerek sıcaklara bir göz atıyoruz. Elbasan tava, saç kavurma, hünkar beğendi ve diğerleri...Masamıza oturup, esnaf lokantası olduğunu kanıtlar garsonumuzun tavrına karşılık - bize ne istediğimizi soruyor, menüye bakınca kararsız bakışlarda diğer masalarla ve komilerle ilgileniyor - mercimek çorbalarımızı söylüyoruz. Mercimek çorbası gerçekten çok lezzeliydi, zeytinyağlı tabağı bize dayanamadı, iki dakikada hallettik. Hünkar beğendi ve Elbasan tava söyledik. Yemekler gayet lezizdi. Elbasan tavada kemikli et kullanılmasına rağmen yemeğin içerisindeki et oranı beni gayet memnun etti. Aslında yemekler bitince doymuştuk ve lokanta ciddi kalabalıklaşmıştı. Ama o tatlı reyonunu gördükten sonra kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Kaymaklı kabak ve ayva tatlısı süsledi masamızı en son. Bir daha ki sefere aşureyi deneyebiliriz. Tıka basa doyduğumuz için en sonunda hesabı istedik, her siparişimizde garson gelip adisyona yazdığı için çok zor olmadı. Fiyatlar eski bir esnaf lokantasına göre çok ucuz değil ama lezzete değiyor.
Masadan kalkmadan Çengelköy, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve diğer sahil semtlerini araba ile bir daha ki sefere gezelim kararı alıp Kadıköy otobüsüne biniyoruz. Kadıköy iskeleden Mercan'ın bulunduğu sokaktan çantacılar sokağına çıkıyoruz. Kadıköy çarşısı her zamanki gibi kalabalık ve çok hareketli, ortam yerinde:) Bahariye caddesinden yürüyerek Moda'ya iniyoruz. Hava güzel, hafif güneşli, kısmen bulutlu... Moda'da güzel havayı gören herkes kendini dışarı atmış durumda, Ali Usta'nın önünde yine kuyruk var, dondurma yeniyor bu havada. Gerçekten Moda ayrı bir semt, sahilde yeni düzenlemeler ve yeşil alanlar yapılıyor. Kalamış marinaya doğru küçük yelkenliler süslüyor deniz üzerini. Oturup çay bahçesinde biraz dinleniyoruz, ayaklarımız ağrıyor artık. Çaylarımızı yudumluyor, etrafımızdaki hareketliliği gözlemliyoruz. Çocuklarını, evcil hayvanlarını gezdirenler, arkadaşlarıyla sıcak muhabbetlere dalanlar, kahvaltı yapanlar, etrafa güzelliklerini sergileyenler...Biz de yoğun bir sohbet ve muhabbet sonrası Moda'dan Kadıköy'e doğru yürümeye başlıyoruz. Cadde üzerinde ve ara sokaklarda çok güzel küçük oyuncak dükkanları, antika ve eski eşya dükkanları var. Bir kaç oyuncakcının vitrinini inceliyoruz. Başkan ve ben hayran hayran bakıyoruz, en sonunda dayanamayıp "Hobby galeri" den içeri adımımızı atıyoruz. Puzzle'lar, mozaikler, envayi çeşit hobi malzemesi var. Başkan ile bir maket alıp yapacağız günün birinde, böyle bir karar aldık. Hayali küçük Ali ile beraber. Mağazadan çıkıp çarşı içerisinden iskeleye iniyoruz ve 17:15 Beşiktaş vapurunda sıcak yolcu salonunda oturuyor buluyoruz kendimizi, ciddi yorulmuşuz.
Ama pes etmek yok yeni hedef Nişantaşı Midpoint. El Classico maçı ve Galatasaray maçını izlemek niyetindeyiz. Beşiktaş'tan Maçka Sıraselviler'den yukarı tırmanışa geçiyoruz, zevkli bir tırmanış oluyor bizim için. Nişantaşı her zamanki gibi müthiş, yıkılıyor, ortak karar burasının başka bir dünya olduğu yönünde. Midpoint'te güzel bir masada oturarak planladığımız gibi maçları seyrediyor ve hafif karnımızı kaynatıyoruz. Güzel ve hareketli bir günün ardından - "erken kalkan yol alır" atasözünü kanıtlarcasına bir günde çok yer gezdik- vedalaşarak evlerimize dağıldık. Tabii ki haftaya nereye gitsek acaba planlarıyla...

Kaydol:
Yorumlar (Atom)











