30 seconds speech by Brian Dyson (CEO of Coca Cola)
Imagine life as a game in which you are juggling some five balls in the air. You name them - Work, Family, Health, Friends and Spirit and you're keeping all of these in the air.
You will soon understand that work is a rubber ball. If yu drop it, it will bounce back.
But the other four balls - Family, Health, Friends and Spirit - are made of glass. If you drop one of these, they will be irerevocably scuffed, marked, nicked, damaged or even shattered. They will never be the same. You must understand that and strive for it.
"... Yesterday is History, Tomorrow is a Mystery, Today is a gift, that's why we call it Present"
Work efficiently during office hours and leave on time. Give the required time to your family and friends and have proper rest.
28 Ocak 2013 Pazartesi
İşte Gidiyorum...
Rahmetli Kazım Koyuncu'nun ölmeden kısa süre önce çok güzel seslendirdiği ve benim çok sevdiğim bir parçanın sözleri. Aslında uzun bir şiir tamamı, ben sadece parçada geçen üç dörtlüğü paylaşıyorum.
İşte gidiyorum, bir şey demeden
Arkamı dönmeden, şikayet etmeden
Hiç bir şey almadan, bir şey vermeden
Yol ayrılmış görmeden, gidiyorum.
Ne küslük var, ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır, her bir adımda
Ayak izin kalmadan, gidiyorum.
Geldiğimde kalbimde kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden, gidiyorum...
İşte gidiyorum, bir şey demeden
Arkamı dönmeden, şikayet etmeden
Hiç bir şey almadan, bir şey vermeden
Yol ayrılmış görmeden, gidiyorum.
Ne küslük var, ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır, her bir adımda
Ayak izin kalmadan, gidiyorum.
Geldiğimde kalbimde kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden, gidiyorum...
27 Ocak 2013 Pazar
((: B2B Pazarlamanın Fütüristleri :))
22 Ocak Salı günü Akçansa'nın düzenlediği "B2B Pazarlama Zirvesi"ne katıldım. Kalabalık bir kitlenin izlediği zirvede, değerli konuşmacıları dinlemek ve eski iş arkadaşlarımı görmek, bununla birlikte yeniden SA Kuleler'de olmak güzeldi.
Zirveye, Vodafone Kurumsal İş Birimleri İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin AKSOY, Ipsos CEO'su Vural ÇAKIR, Marka Danışmanı Temel AKSOY ve Fütürist Ufuk TARHAN konuşmacı olarak katıldılar.
Sabancı Çimento Grup Başkanı Mehmet Göçmen'in açılış konuşmasını yaptığı ve Akçansa Genel Müdürü Hakan Gürdal'ın bir sunum yaptığı zirvede, genel hatlarıyla B2B pazarlamada metod, yöntem, bakış açıları ve yeni yaklaşımlar konuşuldu.
Engin Aksoy, konuşmasında, mobil olmanın çok önemli olduğunu, özellikle mobil olarak internete bağlı olmanın günümüzde ön plana çıktığını, mobil gerçeklik olarak ortaya koydu. Hiç duymadığım FoMo "Fear of Missing out" kavramından bahsetti. Kısaca, insanlar hiç bir haberi kaçırmak istemiyorlar. Gündemin dışında kalmamak adına özellikle net üzerinden haberleri ve gelişmeleri takip ediyorlar diyerek açıkladı.
-Karmaşık karar mekanizması
-Rasyonel müşteri, daha az duygusal
-Az sayıda alıcı
-Daha az segment
-Etkili kişisel ilişki
-Daha az alt marka
-Daha karmaşık ürünler
-Daha az önemli ambalaj
Pazarlama aktivitelerinin aynı ekosistemi paylaştığını, yani arka planında insan olduğunu belirten Vural Çakır, bireylerin standart olarak birbirine bağlı ve çevrimiçi yaşadıklarının ve bunu yeni normal olarak kabul edildiğini, yeni normal normalleşiyor diyerek vurguladı. Süper bolluk içerisinde insanların seçim yapabilmek için tek dokunuşla tüm bilgilere erişebildiğini bunun da rekabeti ciddi şekilde arttırdığını belirtti. İlişki ve iletişim kurma biçimleri tamamen değişiyor diyerek bu yeni normalin veya dijital geleceğin araştırma anahtarı olarak;
1-Sürekli: Otomatik, hayatla içiçe geçmiş, görel ve öngörülü olmayı
2-Bütünleşik: Harmanlanmış data setleri, karıştırılabilir, modellenmiş & kendi kendine öğrenilebilir olmayı
3-AKSİYON odaklı: Daha az süreç, daha çok gözlem, ve daha kapsamlı içgörülü olmayı
4-İstatistikten çok içerik raporlaması yapmayı
belirtti.
Araştırmanın, "yapısal araştırma" ve "sosyal araştırma" olarak ikiye ayrıldığını ve farklarını şu şekilde sıraladı:
Yapısal araştırma | Sosyal araştırmaHedef Kitle Sosyal Kitle
Demografi Sosyal ve davranışsal küme
Monolog Diyalog
Doğrusal İnteraktif
Ön kabullü Dinamik
Kendi yaratan Ortak yaratan
Uzun zamanlı Doğru zamanlı
Silo halinde sonuç Odaklanmış sonuç
Veri raporlaması Hikaye anlatımı
Araştırmanın genişleyen ve değişen gündemini şu şekilde belirtti:
-Sosyal medya ve topluluklar-Mobil-web v.b. : Zaman ve mekan bağımsızlık
-Neuroscience - uygulama olanakları
-Büyük veri tabanları analizi
-Analitik arama motorları
-Çok kaynaklı veri
"Simplicity is the ultimate sophistication" Leonardo da Vinci'nin sözünü hatırlatan Vural bey; birbirini etkileyen üç çemberi şu şekilde belirtti:
-Müşteriyi anlama
-Performans ölçümü
-Kurumsal itibar
Genel gelişim müşteri araştırmalarına da yansıyor dedi ve müşteriyi anlamada, ideal müşteri tecrübesi; müşteri deneyiminin haritalanması, karar yönelik büyük ölçekli-çok kaynaklı data analitiği ve dijital -"community panel, sosyal dinleme" olarak belirtti.
Müşteriyi anlama ve geliştirmede performans ölçümü ve yönetiminin önemini vurgulayan Vural bey, "Cüzdan payı" optimizasyonu; ilk tercih edilen olmak, deneyim optimizasyonu ve kurumsal geri bildirim sistemleri, gizli müşteri; görsel ve teknik değişim olarak belirtti.
Piramit yapısına değinen Vural, bu yapıda şirketlerin müşteri nezdinde bazı aşamalar geçirdiğini şu şekilde belirtti:
Bilinme ---> Tanınma
----> Güven duyulma ----->Savunuculuğunun yapılması
Sözlerine bir marka veya şirketin pazarlamasını yapacak fikir önderlerine ihtiyacının olduğunu ve bunun çok önemli bir tanıtım sağladığına dikkat çekerek tamamladı.
Fütürist olarak söz alan Ufuk Tarhan;
Gelecek trendlerinden bahsetti. Hatta, Rus yapımı 2045-2050 senaryolu bir gelecek filmi izlettirdi. Film gerçekten bazılarımıza göre uçuk senaryolar içermesine rağmen teknolojinin bugün geldiği noktada ve sahip olduğu gelişim hızı ile pek de imkansız gözükmemekte.
Gelecek yıllarda özellikle bilgi "know-how" dan daha ziyade insanların kişisel yetkinlik düzeyinin önem kazanacağını, robotlarla iç içe olacağımız gelecekte, insanların karar vericiler rollerini üstleneceklerini belirtti. Yüksek eğitimin standart hale geleceğini ve yüksek öğretim gören, yüksek kişisek yetkinliklere sahip kişilerin yüksek karar vericiler mevkisine geleceklerini öngörüyor.
Tabiri caizse, gelecekte "on parmağımızda, on marifet" olacağımızı, ahtapot gibi kollarımızın çıkacağını, paralel kariyerlerimizin olacağını, çoklu kariyer yolcuğuna çıkacağımızı belirtti.
.jpg)
Çoğumuzun şimdilerde karşılaştığı fakat gelecekte daha yoğun hissedilecek olan, iş hayatı - özel hayat dengesi olmaması durumu. Bu durumun, teknolojinin gelişimi ve yoğun çalışma temposu nedeniyle standart hale geleceğini, tatilde bile ıssız adada olamayacağımızı belirtti.
Gelecekte her şeyin "digit" ler üzerinden paylaşılacağı, "digit" lerin çok değerli olduğunu söyledi ve blog açarak digitleri biriktirmemiz tavsiyesinde bulundu. Tavsiyelerini robotlarla iyi geçinmemiz konusuna değinerek sonlandırdı.
Ufuk hanım sonrası kısa bir değerlendirme yapan moderatör Temel Aksoy, pazarlama açısından ürüne takılıp kalınmaması gerektiğini ve ihtiyaca odaklanmamız gerektiğini belirtti ve demir yolu ile hava yolu örneklerin verdi.
Dağıtımın önemli bir unsur olduğunu sözlerine ekleyen Temel bey, dağıtım sorununun büyük tüketim firmalarının çoğunun baş belası haline geldiğini belirtti.
B2C'de reklamın öneminin, B2B'de geçerli olmadığını, B2B'de ilişkinin çok önemli olduğunu, özellikle mekan (place) bağımsız ise bunun daha belirgin hale geldiğinin altını çiziyor. B2B'de ilişkilerin önemi değer odaklı bir fiyatlandırmayı da beraberinde getiriyor.
B2C | B2B
Ürün Çözüm
Dağıtım İlişki
Reklam Kendini tanıtma , eğitim
Temel bey, B2B'nin kendine özgü 4P 'si olduğunu ve fiyatın değer odaklı olarak belirlendiğini vurguladı ve şöyle devam etti; B2B'de tüketici sayısının az oluşu B2C'den ayıran en belirgin fark olarak ortaya çıkar. Az sayıda insan karar vericidir. "Key account"lar ve orada karar vericiler son derece önemlidir, insan kararına çok hassas bir süreç söz konusudur.
Bilgi asimetrisinin, B2B'de farklı olduğunu ve B2B'de bilgi yönünden müşterinin daha güçlü bir konumda bulunduğunu söyledi ve sözlerini B2B'de tedarikçi pozisyonundan farklılaşarak müşteri ile stratejik ortak / çözüm ortağı olabilmek gerektiğini, müşteri bazlı inovasyonlar yapabilmenin fark yaratacağı görüşünü dile getirerek sonlandırdı.
Ben de burada yazımı sonlandırıyorum. Güzel bir zirve oldu:))) Sünger moduna geçerek alabildiğimiz tüm bilgiyi emdim. Paylaşımlar için teşekkürler...
6 Ocak 2013 Pazar
Beyaz Yakalı Vebası
Bugün biraz olsun farkındalık yaratmak adına, son zamanlarda
kullanımı yaygınlaşan bir kavram hakkında derlemiş olduğum bilgileri paylaşmak
istedim. Bahsetmiş olduğum modern
dünyanın vebası olarak adlandırılan “mobbing” kavramı.
Artık herkes her şeyi mobbing diye çağırır hale geldi. İş
hayatında herkes mobbing’e maruz kalır ve mobbing yapar algısı oluştu. Aslında,
“Mobbing” kavramının en dibine indiğimizde karşımıza Avusturyalı hayvan bilimci
olan Konrad Lorenz çıkıyor. Bu uzman 1960’lı yıllarda ilk olarak mobbing ile “küçük
hayvan gruplarının büyük bir hayvana karşı toplu şekilde atağa kalkması”
durumunu anlatmaya çalıştı. Yıllar sonra
söz konusu kavram hayvanların dünyasından çıkıp iş dünyasına bir yıldırım gibi
düştü. Lorenz’den sonra özellikler Amerika merkezli yürütülen örgütsel
araştırmaların ışığında, işyerlerinde başarısı, bilgisi ve olumlu tavırları nedeniyle
sevilen bir çalışana, tehdit oluşturduğu düşüncesiyle, bir ya da birkaç kişinin
çeteleşerek uyguladığı kasıtlı yok etme amacı taşıyan, sistematik ve asgari
altı ay, ortalama 15 ay süren duygusal eziyet içeren vakalara ve yıldırmalara
(çalışanın olanakları, eğitimleri ve bütçesinin kısıtlanması, yükselmesinin
engellenmesi, toplantılara çağrılmaması, dedikodu yoluyla hayali anlaşmazlıklar
yaratılması gibi...) mobbing adı veriliyor.
Mobbing’in Türkçe karşılığı “psikolojik yıldırma ve kuşatma”dır.
Mobbing kavram olarak diğer bir çok kavramla karıştırılmaktadır. Mobbing’i daha
iyi algılamak ve yanlış adımlar atmamak için bu karışıklığa bir göz atalım
isterseniz.
Mobbing;
Mobbing;
“Bullying” ile karıştırıldı. Oysa bullying okullardaki
örgütsel şiddet vakalarına, mobbing işyerlerindeki vakalara denir. Bullying,
çocuklardan kurulu bir grubun yalnız bir çocuğa tavır alıp zarar vermesini
tanımlamak için kullanılır ve sıkça mobbing ile karıştırılır. Bullying içinde
fiziksel şiddet barındırırken, mobbing
daha sofistike tavırların benimsendiği, fiziksel değil psikolojik baskı
ve yıldırma politikalarının takınıldığı işyeri psikolojilerini tanımlamada
kullanılır.
“İşyeri stresi” ile karıştırıldı. Beyaz yakalılar arasındaki
rekabet, kişisel hırslar, kaprisler iş hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır ve
bu hiçbir zaman sıfırlanmaz. Amerikalıların “ofis politikası” dedikleri
stratejide bu tip sürtüşmelerin bir minimumda tutulmasına çalışılır. Hep
biliriz ki, tartışma ve kıskançlık inasnın doğasında vardır ve gelir geçer; bu
tür davranışlar mobbing’in kaynağını oluşturmazlar. Buna ancak “işyeri stresi”denebilir.
Mobbing’de davranışın kaynağı olarak olaya değil, kişiye odaklanılmakta ve
sistematik bir “yok etme” amaçlanmaktadır.
Bir “başarısızlık bahanesi olarak” özellikle karıştırıldı. Performansı
düşük, potansiyeli ve yetkinlikleri sınırlı çalışanlar da başarısızlığını içsel
değil dışsal nedenlere bağlayarak mobbing’e uğradığını sıklıkla belirtmeye
başladılar. Ancak, mobbing mağdurlarının azımsanamayacak bir çoğunluğunun üstün
özelliklere sahip; zeki, yaratıcı, başarı odaklı, kendilerini işine adamış, iyi
eğitimli, idealist kişiler olduğu görüldü. Özellikle yaratıcılık tarafı
gelişmiş olan kişilerini getirdikleri yeni fikirleri, yabancı dilleri ve
vizyonları yüzünden, taşların fazla oynamasını istemeyen, gelenekçi, statükocu
eski yöneticiler tarafından yıldırma politikalarına maruz bırakıldığı
anlaşıldı.
Mobbing; sistematik
olarak bireyin iş yaşamında tacize uğramasıdır ve bir insanlık suçudur. Mobbing’de,
davranışın kaynağı olarak olaya değil, kişiye odaklanılmaktadır. Kasıtlı olarak
yapılmasıi sistematik olarak tekrarlanması ve uzun bir zaman devam etmesi
halinde mobbing koşulları oluşmuş olur. Mobbing hiçbir zaman fiziksel veya
somut olarak devam etmez, daha çok sinsi ve sofistike bir psikolojik kuşatmadır.
Mobing ilk aşamada, “kurbanı tanımlama” ile başlar. Kurban, genelde , işinde
iyi , farklı, yaratıcı, enerjisi güçlü, ışığı parlak, sevilen biri olduğu için
dikkati çeker. İkinci aşamada, “kurban hakkında anlaşmazlık karakterize
edilerek” bir senaryo yazılır. Genelde kurumsal apoletlerin sponsorluğunda
yapılan bu senaryonun gücü ölçüsünde “kurbana karşı aynı olumsuz duyguyu
paylaşanlar varsa, bunlar, hazırlanan senaryonun etrafında toplanır.” Bu
aşamalara kadar kurban hiçbir şeyin farkında değildir. Burada söz konusu olan
düello değil, pusu formatıdır.
“Takım tamamlanınca ekip kurbana karşı eyleme ve psikolojik
saldırı” aşamasına geçer. Kurban, sistematik olarak kuşatılır. Süreç ortalama
15 ay sürer. Kurban için bu süreç son derece sancılıdır. Süreç boyunca kurban
dirayetli çıkar, istifa etmeyip direnirse apoletlerin gücü ile bu kurgu bu kez
kurumsal platforma taşınır. Kişiliğinden, performansından dolayı kurban leke
taşımayacak kadar iyi olabilir. Bu durumda, kurban, ilgili kurumsal birimler
tarafından “Etik” adı altında gri bir alana çekilir. Pusu sahiplerinin bile
inanmadığı, anlamsız nedenlerle yapılan sipariş doğrultusunda kurbanı yok etme
adına paketleme ve etiketleme yapılır. Son aşamaya gelinir ve “kurbanın işine
son verilir.”
Mobbing’den hiçbir şekilde çıkış yoktur, ya istifa edersiniz
ya da iş akdiniz fesh edilir. Üçüncü bir seçeneğiniz yoktur. Çalıştığınız kurumun
insan kaynakları kalitesi zaten bu ortamı yaratmışsa üçüncü bir seçeneğe de
zaten sizin de ihtiyacınız olmayacaktır.
Örnek bir senaryo üzerinde çalışalım. Başarılı bir beyaz yakalı yöneticisiniz, bir sabah
uyandınız. Kahvaltınızı yapıp işe gittiniz. Gazetenizi açtınız ve okuyorsunuz.
Telefonunuz çaldı ve yöneticiniz sizi yanına çağırdı. Yanına gittiniz, kalktı
kapısını kapattı. Ardından, yönetim olarak sizle çalışmak istemediklerini
belirtti. Neden bile belirtmeden... Nedenini siz sorduğunuzda ise, üretilmiş
kendisinin bile inanmadığını belirttiği ilgisiz bir bahaneyi de kuyruğuna
bağladı. (Bu arada, büyük ihtimalle asgari altı aydır kurumsal apoletlerin gücü
sayesinde, İnsan Kaynakları Birimi ile hakkınızda nasıl bir çuval senaryosunun
üzerinde çalışmakta olduklarına ilişkin hiç renk vermeden...). Bu senaryoda, çeşitli
roller oynanabilir.
Uğradığınız haksızlık karşısında duygusal patlama yaşayarak
belki de ağzınızdan size yakışmayacak sözler de çıkabilir. Sonrasında belki
ilgili birimlere size yapıştırılan sanal suçtan aklanmak ve kendinizi ifade
etmek çin harekete geçebilirsiniz. Birimlere uzanan telefonların boş çaldığını,
görüşme talebinize de kayıtsız kalındığını veya beklenen ziyaretiniz için o
güne özel iş seyahatlerine çoktan çıkıldığını anlayabilirsiniz. Üzülmeyin,
onlara ulaşmanın artık bu noktadan sonra zaten hiçbir anlamı yoktur. Ulaşsanız
da, haberdar oldukları veya birlikte çalıştıkları, çoktan satın aldıkları
defalarca canlandırdıkları bu senaryoyu “sen anlatmaya devam et” modunda
patlamış mısırla yer gibi dinlemelerini de beklemeyin. Senaryo çoktan satılmış,
film vizyona koyulmuştur maalesef. Ne yapsanız boşunadır artık. İliklerinize
kadar hissettiğiniz bu sürecin adı da “Mobbing” dir.
Bir beyaz yakalı olarak buna benzer bir kare içerisinde yer
almak, her kademede, her zaman mümkün olabilir. Her şey, sizin genelde
yöneticinizden ve ortamdaki birçok kişiden, kişilik olarak, performans olarak
daha iyi olmanızdan ve daha çok sevilmenizden kaynaklanır. Eğer ışığınız onun
gözlerini fazlasıyla almaya başlıyorsa veya ışığınız yöneticinizin karanlığını
çok fazla aydınlatıp onun yetersizliklerini ortaya koyuyorsa, şüphesiz siz,
farkında olmadan mobbing’e davetiye çıkarıyorsunuz demektir.
Mobbing’i kelime olarak herkes çok sevdi, kulağa çok hoş
geldi. Oysa moobing’in kimi zaman öldürücü bile olabildiği artık biliniyor.
Mobbing’de herhangi bir düellodan, bir yüzleşmeden söz etmek mümkün değildi.
Mobbing sinsi, sofistike bir psikolojik kuşatma ve pusu kurma süreciydi.
Mobbing insanlık suçuydu ve sadece maruz kalan kişiyi değil, onun ailesini ,
dostlarını, çalıştığı kurumui, her şeyi etkilediği anlaşıldı. Nasıl mı?
Mobbing sadece hedefteki çalışanla sınırlı kalınan, mağdurun
işten ayrılmasıyla biten basit bir süreç değildir. Mağdur, farkında olsa da
olmasa da, önemli bir psikolojik zarar görmektedir. Bunun sonucunda majör
depresyona sık sık rastlanmaktadır. Mobbing’in yıkıcı başarısının mağdur
açısından göz ardı edilen bir diğer önemli tarafı da, çalışanın kendinden şüphe
etmesine neden olabilmesidir. Mobbing’e maruz kalanlar genellikle idealist
insanlar olduğu için, her suçu kendilerinde ararlar. İsveç’te yapılan bir
araştırma, mobbing’e uğrayan kişilerin yüzde ^’ünün intihar ettiğini ya da PSTD
(Post Traumatic Stress Disorder) yani travma sonrası stres bozukluğuyla baş
etmek zorunda kaldığı ve bir daha hiçbir yerde çalışamaz olabildiğini
göstermiştir.
Mobbing sonucunda sadece mağdur çalışan değil ailesi de
büyük sıkıntı ve stres yaşar. Nasıl çalışanın başarısı tüm ailesini mutlu
ediyorsa, yaşadığı psikolojik travma da tüm sevenlerini üzüp etkiler.
İnsanoğlunun, iç içe geçen rollerin bileşimi olduğu unutulmamalıdır. Her çalışanın
evde bir baba veya anne, eş , sevgili rolü bulunabilir.
Mobbing’e, çalışanın işyerinden ayrılması olarak bakıp
ilgisiz kalan kurumlar da, görünen ve görünmeyen önemli zararlara uğruyor. Bu
tür uygulamalar hiyerarşinin hüküm sürdüğü yeterince yatay olmayan çok sayıda
beyaz yakalı çalıştıran piramit örgütlerde sıklıkla yaşanıyor.
Öncelikle mobbing sürecinin doğrudan etkilediği yaşam
enerjisi düşünce, depresyon ve diğer patolojik durumlar baş gösteriyor ve
kuruluşların sağlık giderlerinde de önemli artışlar meydana geliyor. Çalışan
için konsantrasyon, düşünce üretimi, yaratıcılık, iş veya müşterii odaklı çalışmak
bu aşamadan sonra zaten mümkün olamıyor. İş kalitesinde önemli düşüşler,
müşteri kayıpları, bilançoya yansıyan zararlar kaçınılmaz oluyor. Yıldırma
sürecinin, çalışanın istifasıyla sonuçlanması halinde entellektüel sermaye
erozyonu ve kurum kültüründe yozlaşma; çalışanın istifa etmemesi durumunda ise
hizmet akdinin feshedilmesi nedeniyle kuruluşa açılacak davalar yüzünden
hukuksal giderlerde artış yaşanıyor. Kaybedilen çalışanın yerine yeni eleman
istihdamı ve eğitimi de ayrı bir maliyet kalemi olarak kurumlara çıkan faturayı
kabartıyor.
Son araştırmalara göre, mobbing uygulayanların önemli
çoğunluğunun “bir üst yönetici” olduğu, kadın ve erkeklere aynı oranda mobbing
uygulandığı, erkek yöneticiler sayıca fazla olduğundan mobbing yapanların orta
ve son kariyer dönemindeki eğitimli erkekler olduğu, ama kadın yöneticilerin
mobbing’de erkekleri aştığı, erkeklerin mobbing’i neredeyse eşit oranlarda
erkek ve kadınlara, kadınların ise ezici bir ağırlıkla kadınlara uyguladığı
anlaşılmış.
Kurumsal yapı olarak bankacılık, kamu, eğitim, sağlık sektörü
ve aile şirketlerin genelde en yaygın mobbing yapılan ortamlar olduğu ortaya
çıkmış. Avrupa Birliği ve ABD ortalaması olarak baktığımızda, çalışanların
yüzde 16’sının mobbing’e maruz kaldığını görüyoruz. Bu oranın ülkemizde asgari
iki katına yakın olduğu düşünülüyor.
Mobing’den kurtulmak için ihtiyacımız olan tek şey farkındalık...
Farkında olmak derken, bir enstanteneyi görmek, bir karenin fotoğrafını
çekmekten bahsetmiyoruz. Farkındalık, bu noktaya gelmeden önce olayları,
insanları, taktikleri okumaya başlayan hiçbir sürprize yer vermeyecek kadar
öngörülü ve bol seçenekli alternatif karşı hamleleri içinde besleyip büyüten
bir farklılıktan bahsetmek gerekir.
Yaşadığınız kuşatma ve yıldırma ile ilgili olarak
yaşadıklarınızı, “Kritik Olaylar Listesi” adı altında tarih, saat, ve şahit
bazında kaydedin, bir hukuk danışmanına ve kariyer danışmanına gidin ve “B
planınızı” hazır tutun.
Hiçbir kurumun çitleri, bir beyaz yakalıyı içine hapsedecek
kadar geniş olamaz. Kariyer yolunuz bir kurumda sonlansa da başka bir kurumda
veya başka bir yapıda daha tecrübeli ve donanımlı olarak tekrar başlayabilir.
Siz ne için hazırsanız, o da sizin için zaten hazırdır. Ruhumuzda açılan
deliklerden bazen dışarı çok daha önemli işlere imza atacak bir şeylerin
sızması da mümkün olabilir.
Mobbing’e her aşamada uğrayabilirsiniz. İş yaşamının vebası
sizi sürekli kovalar. Önemli olan, mücadeleden vazgeçmemek, kılıcı ve başınızı
hiçbir zaman öne düşürmemektir. Boksta altın bir kural vardır; yere
düşebilirsiniz ama ayağa kalktığınız sürece yenik sayılmazsınız.
İş yaşamında her zaman iniş ve çıkışlar vardır ve olmalıdır.
Eğer kılıcı elinizden bırakır ve bir beyaz yakalı olarak elinizde beyaz
bayrakla her şeye teslim olursanız, her şeyi içselleştirebilir ve herkesle iyi
olmaya çalışırsanız, o zaman çizginiz düzleşmiş “ex” haline gelmiştir. Kalbiniz
artık atmıyordur. Her dibe vuruş bir farkındalık noktasıdır. Bu noktayı iyi
keşfederseniz sıçramanız çok daha güçlü olacaktır.
Her ne kadar Türkiye’de mobbing, İş Kanunu’na girmeyi başaramamış
olsa da Borçlar Kanunu’nda yer bulmuştur. Başbakanlık Genelgesi ve komisyon
kurulması gibi iyi niyetli çabaların ötesinde daha alınacak çok yol olduğu
muhakkak.
Güzel bir sözle bitirelim isterseniz;
“Yeteneklerin en fazla geliştiği zaman, insanın bütün bir
dünyayı karşısına aldığı zamandır.”
Mary Wollstonecraft
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


