“Akıllı insanlar başkalarının hatalarından, diğerleri ise
kendi hatalarından ders alırlarmış". Gerçekten inanıyorum buna, iyi
gözlem yapmalı ve dersler almalıyız hayattan, yoksa aynı hataları biz de tekrarlayarak
öğrenebiliriz ama hem zaman hem de güç kaybederiz bu süreçte, yıpranırız.
İçinde çalıştığımız kurumlar yolun kendisi gibi görünse de ,
aslında yolculuk boyunca anlıyoruz ki, yol karşılaştığımız insanlardan oluşuyor
ve kurumlar ancak içindeki insanlar değişirse değişiyorlar. Ancak fırsatlara
hazır olduğumuz sürece kariyerimiz gelişiyor. Fırsatları tabiri caizse
koklamalı, ve bu fırsatları gerçekten değerlendirebilecek şekilde davranmalıyız. Konfüçyüs’ün dediği gibi, “Tanrı’yı güldürmek
istiyorsanız O’na planlarınızdan bahsedin”.
Planladıklarımız tabii ki olacak, ama hayat bize çok ciddi fırsatlar da
sunacaktır. Geri planda kalmalıyız, bu durumda fırsatları başkaları değerlendirecektir. Proaktif olmalı, ön planda istekli gözükmeliyiz.
Peki bu fırsatları nasıl değerlendirebiliriz, öncelikle kendimizi tanıyarak
başlamalıyız. Güçlü ve zayıf yönlerimizi bilmeli, gelişim alanlarımızı
belirlemeliyiz. Kendimizi tanımazsak, çevremizdeki insanlara kendimizi
anlatamayız. Başarılı olmak istiyorsak iletişim becerilerimizi geliştirmemiz
gerekli. Özellikle iş dünyasında, sempatik ama az yetenekli kişilerin, çok
yetenekli ama sevimsiz kişilere tercih edildiği bir gerçek. Hayatın her aşamasında geçerli olmakla
birlikte, iş hayatında daha yoğun bir şekilde, ilişkiler çok önemlidir. Yaptığı
işten ziyade kurduğu ilişkiler sayesinde çok önemli mevkilere gelmiş insanların
sayısı gayet fazladır. İlişkilerimizi iyi kurmalı ve yönetmeliyiz, ilişki üretirken
yönetmeyi ihmal etmemeliyiz. İlişkilerimiz
bizi farklı kontratlara, yeni ufuklara taşıyan ve yeri geldiğinde bizi kurtaran
ağlardır.
İş yaşamında çok sık karşılaştığım bir durum var. O da beyaz
yakalı arkadaşlarımızın korunmak amacıyla mekana ve ihtiyaca göre farklı
maskeleri sıklıkla kuşanmaları. İş yaşamında ezeli dostluk ve ebedi
düşmanlıklar yerine ezeli ve ebedi çıkarlar ön plandadır. Rekabet ortamının
körüklendiği iş yaşamında, çoğu beyaz yakalı kendi çıkarları için çalışır. Birbirine destek olan ekip arkadaşları bulmak
ciddi anlamda çok zordur. Bunu başarmış iseniz sakın kaybetmeyin, oyunlara
yenik düşmeyin. Yaptığımız işin kalitesini ilk günden itibaren sosyal
duruşumuzla destekliyor olmamız çok önemli. Duygusal kontrole önem vermeli, duygularımızı kontrol altında tutmalı ve dışa
vurmalarını engellemeliyiz. Her zaman izlendiğimizin, karşımızdakilerin bizi
kontrol altında tuttuğunun farkında olmalı, profesyonelce davranmalıyız.
Profesyonel davranmak derken bunu yanlış yorumlamayın, profesyonellik makamla
ya da ünvanla ilgili bir durum değil. Profesyonellik bir düşünce ve davranış
biçimi aslında. Profesyonel kişilerin bir çizgisi ve her zaman bir değeri
vardır.
Hayatın akışında birçok problemle karşılaşıyoruz, ki iş
yaşamında bu hemen hemen her an gerçekleşiyor. Maalesef meşhur “Mörfi” her
yerde karşımıza çıkabiliyor. Bu durumda her zman soğukkanlı olmalı, stres
yapmamalıyız. Problemin çözüm tarafında olmalı, bir çözüm önerisi getirebilmeliyiz.
Problemi tanımlamak ta önemlidir tabii ama bunu problemi müjdeler tarzda
yapmamalıyız. Problemi belirtirken muhakkak yanında bir çözüm önerimiz,
fikrimiz olmalı.
Gülümsemeyi, güler yüzlü olmayı hiçbir zaman ihmal
etmemeliyiz. Davranışlarımız, bize karşı olan davranışları doğurur. Pozitif
enerji vermeliyiz, bu karşımızdaki
insanları da etkileyecektir. İnsanları önemsediğimizi göstermeliyiz ki onlar da
bizi önemsesinler.
Bazen çok can sıkıcı olabilir ama çıkardığımızın işin
primini başkaları alabilir, ancak marifeti ve tecrübesi bizde kalır. Kendimizi
geliştirir ve zenginleştiririz.
Güven en önemli yapıştırıcıdır, insanları birbirine bağlar
ve işlerin kaliteli şekilde gerçekleştirilmesine sebep olur. Birbirine güvenen
bir ekip içerisinde yer almak müthiş bir sinerji yaratır. Özellikle
yöneticinize güvenebilmelisiniz. Yöneticiniz ile aranızda güven bağı
kurulamamışsa ilişki iki tarafı da yıpratacaktır. Yöneticilikte en önemli
özellik güvenilir ve aktivist olmaktır. Unutulmamalıdır ki güvenmeyen lidere
güvenilmez ve ekip liderin bir aynasıdır.
Toplantılar iş yaşamının özellikle son zamanlarda
vazgeçilmez bir parçası ve en çok zaman alan bölümüdür. Toplantılar sadece
toplantıdan ibaret değildir, bir güç gösterisidir. Toplantıda söylenenler kadar
söylenmeyenler de çok önemlidir. Kimin kiminle oturduğu, kimin kimi
desteklediği, kurulan yeni ittifaklar, kimin gerçekte etkin rol oynadığı, tüm
bunlar bizde geleceğe yönelik bir kanaat oluşmasında etkindir. Toplantılar bu
kadar önemli olduğundan dolayı bazı noktalara dikkat etmemiz gerekmektedir.
Toplantılara asla geç kalmamalıyız. Beden dilimize dikkat etmeliyiz,
izlendiğimizi hiçbir zaman unutmamalıyız. Göz teması kurmaya dikkat etmeli ve
kendimizden emin olduğumuzu duruş tarzımızla belirtmeliyiz. Olaylara
karşımızdaki kişinin de en az bizim kadar akıllı ve konuya hakim olduğu ön
kabulü ile yaklaşmalıyız. Konuşurken sözcüklerimizi iyi belirlemeli, tabiri
caizse sözcüklerin efendisi olmalıyız. Seçtiğimiz sözcükler kadar bunları nasıl
söylediğimiz de çok önemlidir. Empati kurmalı, kendimizi karşımızdaki kişinin
yerine koymalıyız. Beklentilerini tahmin edebilmeli, içinde bulunduğu ruh
halini algılamalı ve ona göre davranmalıyız.
Bahsedecek daha çok şey var, belki daha sonra devam ederiz. Şimdilik son cümlelerle bitirelim.
Gerçekten yürekten inanıyor muyuz asıl yapmak istediğimiz
işin şu anda yaptığımız iş olduğuna. Beş günümüzü vererek, iki günümüzü
istediğimiz gibi değerlendirmeye çalışıyoruz. Şunu bilmeliyiz ki, bir şeyin
değeri, elde ettiğimizde değil, onun için ödediğimizde yani maliyetinde yatar. Asıl
olanın, değerlerimizi yitirmeden, içimizdeki çocuğu öldürmeden, hedeflerimize
ulaşmaya çalışmak olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Unutmayalım; farklı olursak algılanırız, aynı kalırsak anlamsızlaşırız.
Unutmayalım; farklı olursak algılanırız, aynı kalırsak anlamsızlaşırız.
Tekrar görüşmek üzere J()J
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder