Kaş, hem dinlenmek ve huzur
bulmak, hem de gezmek ve aktivite yapmak için ideal bir yer. Kaş’ta çeşitli
turlara katılarak, gününüze renk katabilir, yeni insanlarla tanışabilir, yeni
yerler keşfedebilir ve çok eğlenebilirsiniz. Kaş’ta en popüler tur Kekova –Batık
Kent turu. Kaş merkezden tekne ile Kekova’ya gitmek mümkün fakat tur acenteleri
tarafından pek tercih edilmiyor. Nedeni, açık deniz yolculuğu (gidiş-geliş 4
saat). Genellikle sabah karayolu ile Üçağız köyüne gidiliyor, buradan teknelere
binilerek tura başlanıyor. Tekne ile bir deprem sonrası sular altında kalan
batık şehrin kalıntılarını görülüyor, tersane koyu, soğuk su gibi koylara
gidiyor ve yüzme molaları veriliyor.
Kekova bölgesi çok güzel, deniz altında
kalan evlerin ve diğer yapıların kalıntılarını ve kara üzerinde kalan eski
yerleşim yerlerini görüyorsunuz. Bu bölgede yüzmek yasak, diğer koylarda
yüzebiliyorsunuz. Tersane koyu yüzmek için çok güzel ve temiz bir koy, soğuk su
ise deniz içerisinde kayalardan çıkan buz gibi kaynak suyu ile bir birinizle
şakalaşabileceğiniz, karaya çıkarak keçi boynuzu toplayabileceğiniz bir koy.
Burada tarihi kalıntılar ve eski bir manastır kalıntısı var. Öğle yemeğinizi
teknede bir koyda veya Kaleköy’e yanaşarak karadaki restoranda alıyorsunuz. Farklı bir seçenek olarak kano ile de bu turu
yapmanız mümkün.
Tek kişilik veya iki kişilik deniz kanolarına binerek batık şehri ve koyları daha yakından görme şansına sahip olabilirsiniz. Bu tur, kürek ve kano kullandığınız için yorucu olabilir ama Kekova bölgesinde kano ile deniz üzerinde yol almak ilginç bir deneyim. Kano turunda Kaleköy’de karaya çıkarak burada bulunan restoranda yemeğinizi yiyorsunuz. Antik kalıntıların ve mezarların bulunduğu ve Kale’nin yer aldığı tepe bir açık hava müzesi. Girişler ücretli, Müze Kart geçerli. Kaleköy’ün manzarası çok güzel, adanın arka tarafında değişik manzaralar görebilirsiniz. Kıyıda restoranları geçtikten sonra deniz içerisinde yürüyerek Kaş’ın Turizm simgesi depremden sonra deniz üzerinde kalan tek kral mezarına ulaşılıyor. Burada ışığı ve suyu kullanarak çok güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz, fotoğraf makinalarınızı hazırlayınJ. Kaleköy’de bir de kafe var. Ev yapımı dondurmaları çok güzel, 3 çeşit: Fındık, Şeftali, Muz. Mutlaka deneyin. Eğer tura katılan kişiler eğlenceli ise tekne turunda çok güzel vakit geçirebilirsiniz. Özellikle, acenteye tura katılanların profilini sorun.



Diğer bir seçeneğiniz ise bir Yunan adasını ziyaret etmek istiyorsanız ve vizeniz varsa değerlendirebileceğiniz bir seçenek; Meis Adası turu. Günübirlik bir tur, saat 10:00’da hareket ediyor ve saat 16:00’da dönüyor. Meis adasına tekne ile ulaşım sağlanıyor. Adada çok fazla bir nüfus yaşamıyor, evlerin çoğu boş. Rengarenk evlerin birçoğu kapalı. Yüzebilir, tarihi yerleri gezebilir ve Ege mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.
Kaş’ta kalırken
yapabileceğiniz bir başka tur ise Saklıkent – Safari turu. Jeeplerle yapılan
bir tur. Sabah sizi kaldığınız otel veya pansiyondan alıyorlar ve akşam yine
kaldığınız yere bırakıyorlar. Eğer Saklıkent’i hiç görmediyseniz mutlaka
katılın. Islanmayı ve eğlenceyi seviyorsanız, bu tur tam size göre, enerjiniz
depolayın çünkü gerçekten yorulacaksınız. Tur önce yeşillikler içerisinde bir
köyde köy kahvaltısı yaparak başlıyor, burada tura katılanlarla tanışıyor ve
kaynaşıyorsunuz. Kahvaltı sonrası rehber uyarılarda bulunuyor ve malzeme
depolamaya başlıyorsunuz, su savaşlarına ve ıslanmaya hazırlanın. Küçük köy
çocukları su ile doldurdukları ve ağızlarını bağladıkları poşetleri ücret
karşılığı size satıyorlar. Elinizde ne kadar şişe, kova, poşet varsa su ile
doldurun. Turistler bu tura su tabancaları ile katılıyor. Bu turun bir özelliği
de su savaşlarının kesintisiz devam etmesi. Köy çocukları, hatta yaşlı köy
sakinleri bile sizi ıslatmayı adet edinmişler. Kahvaltı sonrası köy çıkışında
jeeplerin önü çocuklar tarafından kesiliyor ve ellerindeki su dolu torbaları,
kovaları, hatta ellerindeki su hortumları sizi ıslatmak için insafsızca
kullanıyorlar, tabii ki siz de karşılık veriyorsunuz ama cephanenizi dikkatli
kullanın, yol uzun. Yol boyunca tura katılan diğer jeeplerle sürekli bir su savaşı devam edecek ta ki
cephaneler tükenene kadar. Bu oyun öyle bir hal almış ki bahçesini sulayan
köylüler bile siz yoldan geçerken
ellerindeki su hortumlarını size döndürüp ıslıyorlar.
Islandıktan ve kuruduktan
sonra ilk durağınız Fethiye-Kaş arasında kalan Saklıkent. Burası Türkiye’nin en
uzun ve eşsiz güzellikteki kanyonlarından. Dağların kaynak suyunu bulunduran
eşine az rastlanır bir doğa harikası. 14 km uzunluğunda bir kanyon ve bir deprem
sonrası oluştuğu söyleniyor. Su debisi ve yüksekliği mevsimsel olarak
değişiyor. Kış ve bahar mevsimlerinde yüksek olduğu için kanyona girilemiyor,
yaz aylarında ise su seviyesi düşük olduğu için kanyon ziyaret edilebiliyor.
Kanyona girişler ücretli (tur ücretine dahil). Teçhizatsız olarak belli bir
mesafeye kadar kanyon içerisinde yürüyebiliyorsunuz. Özellikle suya dayanıklı,
sağlam, rahat bir ayakkabı giymenizi öneririm. Girişte ayakkabı
kiralayabiliyorsunuz. Kanyona girişi kayalar yüzeyine tutturulmuş bir köprüden
yapıyorsunuz. Alt tarafta akan suyun gücüne ve debisine, kanyon duvarlarının
yüksekliğine hayret edeceksiniz. Köprüyü bitirdiğinizde birçok koldan, müthiş
bir güçle çağlayan buz gibi suların kayalar üzerinde oluşturduğu şelale
demetini ve büyük su kitlesini görüyorsunuz. Burada ağaçların gölgesinde oturma
alanları var. Kanyon içerisine girmeniz için önünüzde geçmeniz gereken buz gibi
bir su kitlesi var. Suyun soğukluğunu abartmıyorum inanın, şöyle ki su
içerisinde hareketsiz kalırsanız bacaklarınızın 30 sn. gibi bir sürede hissiz
kaldığını, doğal anestezi olduğunuzu göreceksiniz. Bu su kütlesini içerisine
girerek yürüyerek geçmeniz gerekiyor. Suyun altında biçimsiz taşlar var, su
soğuk ve akıntı güçlü bu yüzden suyun kaynayarak fışkırdığı bölgeden uzak bir
alandan geçmeye çalılıyorsunuz. Genellikle erkekler bayanlara suyu geçmede
yardımcı oluyor. Kanyon içerisinde yürürken kimi zaman çamurlarla kendini
boyayan turistlerle karşılaşabilirsiniz.
Kanyon duvarları o kadar yüksek ki ve
bazı bölgelerde birbirine o kadar
yaklaşıyor ki gökyüzünü göremiyorsunuz. Bazı bölümlerde havada iki duvar
arasında sıkışarak asılı kalmış büyük kayaların altından geçiyor, kayalardan
tırmanıyor, su birikintilerine atlıyorsunuz. Yürüyüş yüksek bir kaya duvarla
sonlanıyor. İşte burası teçhizatsız gelebileceğiniz son nokta. Su kaya
yüzeyinden ince ince süzülerek alt kısımda küçük bir havuz oluşturmuş. Bu
noktadan sonrası profesyonellerin teçhizatla geçiş yapabilecekleri bir bölüm.
Saklıkent Kanyonu’nda gece konaklama yapabiliyorsunuz. Uyku tulumu ve
ihtiyaçlarınızı alarak kanyon içerisinde ki oyuklarda uyuyabilirsiniz. Kanyon
içerisinde yürüyüş yorucu ve zorlu. Bu yüzden menisküs veya ayak
rahatsızlıkları olanlar çok dikkatli olsun. Eğer kanyon geçişinizi
tamamladıysanız ve cesaretiniz üst seviyede ise tur rehberleri sizi “body
rafting “ yapmaya cesaretlendirebilir. Kanyondan çıkan o buz gibi suların
oluşturduğu çaya kendinizi bırakıyorsunuz. Müthiş bir hızla akan su kütlesi
sizi kanyon girişinden alarak yüksek kanyon duvarları arasından, köprüde
yürüyen insanların şaşkın bakışları ile yemek lokantalarının olduğu bölgeye
götürüyor. Su içerisinde fazla hareket etmiyorsunuz zaten soğuktan
uyuşuyorsunuz, su sizi hızla sürüklüyor. Yürüyerek büyük bir güçle akan suyun
içinde orta bölümlere doğru ilerliyor ve yüzüstü kendinizi suya bırakıyorsunuz.
Suyun derinliği köprünün alt bölümlerinde artıyor ve su sizi kayalara doğru
sürüklemeye çalışıyor, burada paniklememelisiniz, olduğu gibi kalın. Yemek
yerlerinin olduğu bölgeye gelirken kendinizi sırt üstü döndürüyor ve sığ olan
bölümde ayağa kalkıyorsunuz. Yetmedi diyorsanız çıktıktan sonra kayalardan
süzülen şelale altında soğuk suyu biraz daha hissedebilirsiniz. Çay üzerinde
kurulu sedir sofralarda altınızdan ve yanınızdan sular akarken, ağaçların
gölgesinde balık, tavuk, köfte menüsünden oluşan sınırsız salata ve meze barı
eşliğinde yemeğinizi yiyorsunuz. Akan suyun sesi ve atmosfer sizi gerçekten
dinlendiriyor. Yorgunluk çaylarınızı içtikten sonra tekrar hareket ediyorsunuz.



Saklıkent sonrası ciplerle önce Eşen Çayı’nın çamur banyolarına uğruyorsunuz. Tüm turlar kendine bir çamur göleti seçiyor ve orada toplanıyor. Çamur çukurlarından çamur alarak tüm vücudunuzu kaplıyorsunuz, turdaki arkadaşlarınız sizi çamura bulamakta zevkle yardımcı oluyorlar. Tur rehberi çamur savaşlarını başlatan fitili ateşliyor ve bir anda herkes birbirine çamur atmaya, ayaklarını çamur deryasında çırparak etrafa çamur sıçratmaya başlıyor. Güneşte kuruduğunuzda üzerinizde sert bir çamur tabakası oluşuyor. Daha sonra hep beraber fotoğraf çektiriyorsunuz ve Eşen çayının soğuk suyunda temizleniyorsunuz. Hatta rehberler sizi kollarınızdan ve ayaklarınızdan tutarak bir güzel çitiliyorlar.
Saklıkent sonrası ilk durak
Xhantos antik kenti. Burada Xhantos şehrinden kalan kalıntıları, antik
tiyatroyu ve şehir halkının hikayesini dinliyorsunuz. Sıcaktan bunalan
vücutlarınızı serinletmek için tarihi kısa keserek Patara Kenti ve Patara
plajına doğru hemen yola koyuluyorsunuz. Patara hala kazıların devam ettiği bir
ören yeri ve girişler ücretli, Müze Kart da geçiyor. Yol boyu tarihi
kalıntıları izleyerek Patara plajına geliyorsunuz. Patara plajı, Türkiye’nin ve Akdeniz’in en uzun plajı (18 km), gerçekten göz alabildiğine uzun bir plaj. İnce bir kuma sahip, caretta caretta kaplumbağalarının yuvalama alanı. Açık denize baktığı için genellikle dalgalı olabiliyor. Yürüyüş sevenler için uzun Patara kumsallarında gün batımına doğru yürümek çok hoş olacaktır. Kumsalda kum tenisi ve voleybol oynayabilirsiniz. Denizde yüzmek de ayrı bir keyif, hele de gelen dalgalarla viya yapmak çok zevkli. Denizden çıktıktan sonra kum çok ince olduğu için vücudunuzdan ayrılması zor oluyor, bu da duş sürenizi uzatabilir. Patara plajında yeme ve içme ihtiyacınızı giderebileceğiniz bir tesis bulunuyor. Duş, tuvalet, şezlong ve şemsiye bulunuyor.

Öğleden sonra dönüş yolunda sabah fotoğraf çekimi mola verdiğiniz Kaputaş Plajı’nda bu kez yüzmek için mola veriyorsunuz ve 194 basamak merdiven inerek, turkuaz suları , sapsarı kumla kaplı kumsalı ile Kaputaş plajına iniyorsunuz. Öğleden sonra dalgalanıyor Kaputaş, turkuaz sularda yüzüyor, kıyıya vuran dalgaların oluşturduğu beyaz köpükler içerisinde oynaşıyorsunuz. Gün ışığından faydalanarak fotoğraflarınıza yenilerini ekleyebilirsiniz. Genellikle turun dönüş saati geç oluyor, Kaş’ta olmanız 20:00 ve 20:30 'u buluyor.


Eğer macera seviyorsanız, “canyoning” sporundan hoşlanıyorsanız bu spor için ideal bir yer olan Kıbrıs Kanyonu turuna katılmanızı öneririm. Yaz başlarında su seviyesi yüksek olduğu için yandan giriş yapılan kanyon yaz aylarının ortalarından itibaren baştan sonra geçilebiliyor. Müthiş eğlenceli ama kimileri içinse bir o kadar tehlikeli bir tur bu. Tura çıkmadan önce depoya giderek dalgıç kıyafetlerinin bedenlerinden kendinize uygun olanı ve baretinizi seçiyorsunuz ve eğer uygun ayakkabınız yoksa bir de ayakkabınızı tabii. Tüm malzemeleri alıp araçlara yerleştiriyorsunuz. Sütleğen köyünde olan Kıbrıs Kanyonu yüksek bir rakımda yer alıyor, araç ile yol alarak tırmanıyorsunuz, Torosların kahverengi çıplak tepelerini görmek ve tabelalarda 3000 metreye yakın rakımları okumak, ne kadar yüksekte olduğunuzu size kanıtlar cinste. Araçtan inince, önce kıyafetlerinizi giyiyorsunuz, baretinizi kafanıza, malzemelerinizi de kontrol ederek belinizdeki kemere takıyorsunuz. Ayakkabılarınızın kapalı ve sert tabanlı olmasına dikkat edin. Yiyecek çantasını ve ip çantasını rehberler taşıyor. Birbirinizi takip ederek kanyona giriş yapıyorsunuz. Kanyonda tamamen özgürsünüz, siz ve ekip var sadece (eğer geçiş yapan başka bir ekip yoksa). Sessizlik, yüksek duvarlarla çevrilisiniz, akan suyun sesi, oksijen yüklü hava, size tamamen farklı bir dünyanın kapılarını açıyor. Kanyon içerisinde su göletlerine korkusuzca atlamaktan tutun, kaya duvarlara tırmanmaya, dik ve yüksek ip inişleri yapmaktan (60 metre ve 30 metre), ip ile göletler ve şelaleler üzerinden kayarak geçmeye birçok atraksiyon sizleri bekliyor. Doğanın zorlukları ile mücadele ediyor ve sonunda galip gelen siz oluyorsunuz. Beraberinizde getirdiğiniz kaşar, salam ve benzeri yiyeceklerle hazırlanmış sandviçler ve konserveler ile kanyon içerisinde öğle yemeğinizi de yiyorsunuz. Kanyon sonunda sizi yüksek ve dik bir tepeye ipsiz dağcıların yaptığı gibi küçük kayalara tutunarak bir tırmanış ve ardından köprü geçerek patika bir yol ile kanyon yamaçlarının zirvesindeki köye yürüyüş bekliyor. Patika yoldan baktığınızda gördüğünüz eşsiz kanyon manzarası ve bu kanyonu geçmiş olmanın verdiği haz gerçekten anlatılmaz, yaşamalısınız. Çok güzel arkadaşlıklar kurabileceğiniz ve bazı korkularınızı yenebileceğiniz, çok ıslanacağınız ve yorulacağınız ama kesinlikle buna değecek bir tur.
Gömbe turu farklı bir seçenek.
Toroslardaki bir yayla köyüne gidiyorsunuz. Klasik yayla hayatını, şelaleleri
ve gölleri görebileceğiniz, doğa ile baş başa bir tur.
Bu turların dışında Kaş’ta ne
yapabilirsiniz. Kaş Türkiye’nin en iyi su altı dalış lokasyonu olarak
biliniyor. Birçok tur acentesi ve dalış okulu, dalış etkinlikleri düzenliyor.
Dalış eğitimi almak için buraya gelen veya yıldızlı dalgıç olup dalış yapmaya
gelen bir çok kişiyle karşılaşabilirsiniz. Limanda bulunan, sabah ve öğleden
sonra hareket eden çok sayıda dalış teknesinden bu anlaşılıyor. Dalışı benim
gibi yeni deneyecek iseniz discovery dalışı yapabilirsiniz. Bunun için 60 TL
gibi bir ücret ödüyorsunuz. Deniz dibinde yaklaşık 6 metreye kadar iniyorsunuz.
Giydiğiniz dalgıç kıyafetleri, tüp ile ağzınızdan nefes almak, deniz altında
balıklarla beraber yüzmek, derin lacivert karanlığa kendinizi kaptırmak,
insanda farklı hisler uyandırıyor. Dalış yaparken dikkat etmeniz gereken husus,
derinlik arttıkça kulaklarınızda oluşan basıncı dengelemeniz. Kaş’a geldiyseniz
ve daha önce hiç dalış yapmadıysanız mutlaka dalın.


Kaş’ta popüler bir diğer
aktivite de eğer gökyüzünden hoşlanıyorsanız ve kuşlar kadar özgür olmayı
arzuluyorsanız tam size göre bir aktivite olan yamaç paraşütü ile uçuş
deneyimini yaşamalısınız. 600-800 metre arasında bir yükseklikten atlıyorsunuz.
Uçuşlar, genellikle sabah saat 10:30-11:00 gibi başlıyor. Arkanızda açık
paraşütle tepeden boşluğa koşarak atlıyorsunuz, tabii ki arkanızda eğitmeniniz
ile birlikte (tandem uçuş). Atladıktan sonra altınızdaki puşete yerleşiyorsunuz
ve rüzgar paraşütü doldurarak size kaldırıp, uçuruyor. Arkanızda oturan eğitmen
paraşütü kontrol ediyor, siz onunla sohbet ederek aşağıdaki manzaranın keyfini
çıkarıyorsunuz. Yamaçlara yakın geçişler yaparak otlamakta olan hayvanları
selamlıyorsunuz, rüzgarın paraşütte çıkardığı ses ve gökyüzünde özgürsünüz.
Eğer, eğitmene söylerseniz akrobasi yapabilirsiniz. Midenize dikkat edin,
eğitmenin hamlesi ile paraşüt olanca ivmesi ile bir yöne doğru dönüyor ve aynı
anda irtifa kaybediyorsunuz, kesinlikle çok zevkli. Yamaç paraşütü ile rüzgarı
uygun alırsanız yükselebilme şansınız da var. Kilonuz çok önemli. Ne kadar ağır olursanız uçuşunuzun
süresi bir miktar kısalıyor, daha çabuk irtifa kaybediyorsunuz. Kaş’ta
atlanılan yükseklik Ölüdeniz’deki kadar fazla olmadığı ve daha emniyetli bir
uçuş yapıldığı için ilk denemeniz için iyi bir lokasyon.
Tur Acenteleri:
Xhantos Tur: Her türlü tur
organizasyonu yapıyorlar. Çok eğlenceli bir ekiptir. Israrla tavsiye ediyorum. Kendileriyle tanışın, pişman olmazsınız.
Dolce Vita: Değişik tur organizasyonları yapıyorlar.
Mavi Kaş Turizm: Her türlü tur
organizasyonu
Koçlar Turizm: Tekne Turları
Dragoman: Dalış
Nature Life: Dalış










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder