13 Temmuz 2013 Cumartesi

Garip garip gezmece:)))

Uzun bir aradan sonra yine sizlerle…Yazacak çok şey birikti ama bir türlü bilgisayarın başına oturamadım ta ki şu ana dek.
Bugün hayal kuralım istiyorum. Gözlerinizi kapatın ve güneşli güzel bir İstanbul sabahına uyandığınızı hayal edin. Aracınızın kontağını çeviriyorsunuz ve İstanbul’un kuzeyine doğru yol alıyorsunuz. Bir müddet sonra yüksek binaları geride bırakıyor ve normal katlı, yer yer görmekten zevk aldığınız binalarla karşılaşıyorsunuz. İki tarafını ağaçların kapladığı bir rampadan aşağı iniyorsunuz, aman  radara dikkat 70 km’yi fazla geçmeyin, ve sonunda sizi engin mavi bir enginlik karşılıyor; Sarıyer’e hoş geldiniz. Vazgeçmiyorsunuz ve  yola devam ediyorsunuz, solunuzda güzel ahşap evler sağınızda ise boğaz manzarası ve sahilde yürüyüş yapan semt sakinleri… Sarıyer’in içinden geçiyor ve kendinizi Rumeli Feneri yolunda buluyorsunuz. Camlar açık, kuş seslerini duyabiliyorsunuz, çam kokuları genzinize işliyor, yer yer enfes boğaz manzarası ile karşılaşıyorsunuz ve bir an unutuyor, soruyorsunuz kendinize; ben gerçekten hala İstanbul’da mıyım diye. 
İki yanı ağaçlarla kaplı asfalt yolda ilerlemek o kadar dinlendiriyor ki insanı, uzun sürsün diye hızınızı iyice azaltıyorsunuz, sanki yol üzerinde süzülüyor gibi. Bu arada bir iki yerde - ki bir tanesini hemen fark edeceksiniz, bir çok araç park etmiş ve insanlar fotoğraf çekiyor olacaktır - mola veriyor ve fotoğraf makinenizin deklanşörüne basıyorsunuz. Tabelalarda Garipçe ifadesini okuduğunuz an direksiyonunuzu sağa kırıyorsunuz hafifçe, belki de istem dışı olarak. Garip bir yakınınızı ziyarete gidiyormuş hissi kaplıyor içinizi. Yoldan aşağı doğru inerken anlıyorsunuz neden buranın isminin Garipçe olduğunu. Gerçekten garip kalmış bir balıkçı köyü yakın zamana kadar. Tipik bir Karadeniz köyü, zaten sakinlerinin çoğu Karadenizli. Son zamanlarda üniversite öğrencileri ve İstanbullular tarafından yoğun bir akına uğruyor. Gerçi sanatçı Erdal Özyağcılar burayı daha önce keşfedenlerden. Hemen deniz kıyısında koyun sırtında güzel bir evi var, ailesi ile birlikte tatile geliyor. Deniz kıyısında hafif yıkık olan ve üzerinde geyik boynuzu bulunan ahşap evde, Jackie Chan’in bir filminin bazı sahneleri çekilmişti. Hafta sonu köy girişine kadar park etmiş araçlara rastlayabilirsiniz. İkisi deniz kıyısında, diğerleri ise hemen yol boyunca sıralanmış mekanlar var, kahvaltı ve balık servisleri mevcut. Benim tercihim deniz kıyısına indiğinizde ilk mekan olan Aydın Balık.  
Kahvaltısı açık büfe şeklinde, istediğiniz kadar alabiliyorsunuz yaniJ. Peynirleri güzel, çeşit olarak bol diyebilirim. Denize yakın bir masa bulabilirseniz on numara bir kahvaltı olabilir. Mıhlama söylemeyi sakın unutmayın. Dibi öyle güzel tutuyor ki, kimin yiyeceği konusunda tartışma yaşayabilirsiniz. Menemen, sucuklu yumurta ve mısır ekmeği de var. Köyün üst kısmında çok eski bir Kale var, yol üzerindeki bakkalın hemen karşısındaki dar yoldan çıkılabiliyor, araç ile ulaşım mevcut. Yaya olarak içerisine girebiliyorsunuz ama fazla bir şey yok, gececiler ve sevgili halkımız burayı da temiz tutmamış maalesef. Eskiden açık olan Kale’nin mahzenleri daha sonra define avcıları tarafından keşfediliyor ve tehlike arz ettiği için Askeriye tarafından kapatılıyor. Bu arada belirteyim; İstanbul’un bu kısımları eskiden Askeri bölge idi ve kimlik kontrolü ve niyetinizi bildirdikten sonra ancak giriş yapabiliyordunuz. Belki de bu yüzden bu zamana kadar yapılaşmaya dayanabildi. Bölgenin bir kısmı hala askeri bölge. Kalenin içerisinde ışığı da kullanarak fotoğraf için değişik kareler yakalayabilirsiniz. Kale ile ilgili bir söylentiye göre, kalenin derinliklerinde, karşı kıyıda Poyraz Köyü’nde bulunan kaleye boğazın altından bir geçit olduğu söylenir. Kalenin dış surları önündeki alanda mangal yapanları görmeniz mümkün. Surların aşağısındaki kayalık bölgeden denize girenler ve zıpkınla balık avlayanları görürseniz şaşırmayın.
 
 
Kale surlarında oturarak Boğaz’ın Karadeniz çıkışını ve engin maviliği izleyebilirsiniz. Denizin dingin olduğu bir güne denk geldiyseniz, eve döndüğünüzde kendinizi yeniden doğmuş gibi hissedebilirsiniz. Saatlerinizi burada oturup denizi, ufku ve boğaza giriş yapan gemileri, bu gemilere yanaşan kılavuz botlarını izleyerek geçirebilirsiniz. Eğer kahvaltı yapmayı düşünmüyorsanız, daha geç saatlerde burayı ziyaret edebilir, manzaranın keyfini çıkarttıktan sonra kendinizi yine aynı yerde balık keyfi yaparken bulabilirsiniz. Önündeki küçük koyda akşam saatlerine doğru denizin iyice dinginleştiğini ve sessizce size eşlik ettiğini, romantik bir atmosfer oluşturduğunu görebilirsiniz.  Menüyü merak ettiyseniz, çok geniş bir menü ile karşılaşmayacağınızı belirtebilirim ama lezzet yerinde; mezeler yok gibi, kalamar (güzel yapıyorlar), midye tava, hele ki mısır ekmeği, balık çorbası, güzel bir salata, ve yemeğin kralı balık ve tatlı son - fırında helva (çömlekte tahin helva hem de fırınlanmış üzeri kıtır kıtır, ama dikkat edin çok sıcak olabilir).   

Sevgiliniz ve eşiniz ile romantik dakikalar geçirebileceğiniz bir yer olabilir Garipçe. Dönüş yolunda sizleri boğaz manzarası ve karşıda ışıl ışıl parlayan rengarenk Fatih Sultan Mehmet Köprüsü karşılayacaktır ve siz bu manzaranın tadını çıkaran şanslı insanlar arasında yerinizi alabilirsiniz. 


 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder