
Yine bir hafta sonu ve kısa bir aradan sonra sahalara geri dönüş. Hava çok güzel yine, güneşli ve sıcak bir bahar günü. Yazlıkları çıkarmanın zamanı yavaş yavaş geliyor sanırım. Cumartesi günleri bizim gezi günümüz oldu resmen. Bu Cumartesi ilk olarak sabah yıkamaya verdiğim aracımı temiz bir şekilde oto yıkamadan aldım. İstanbul’a hafta içi yağan müthiş çamur yağmuru kendisini çirkin bir hale getirmişti. Arkadaşım ile birlikte güneşin aydınlattığı asfalt yol üzerinde ilerlemeye başladık. İlk olarak Beşiktaş’a indik ve doğruca iskelenin yolunu tuttuk ve burada kadroya yeni katılan Kuzim’le buluştuk. Başkan geç kaldığı için -ki haklı olabilir kendisi önceki akşam yolculuktan döndü- metrobüs çilesine teslim etti kendini. Biz hep beraber Başkan’ı beklerken Yıldız Parkı’nın yolunu tuttuk. Eskiden Çırağan Sarayı’ndan padişahın gezintiye çıktığı bir bahçe olan bu güzel park, bugünlerde İstanbul’luların nefes almak için kaçtığı, manzarası doyumsuz kahvaltı ve piknik mekanlarından birisi durumunda. Uzun boylu ağaçların sarmaladığı parkın içerisine girince ferahladık. Ağaç dikmek dünyada bir iz bırakmak gerçekten.
Güneşi gören kendini dışarı atmış durumda; çimlerde top oynayanlar, muhteşem güzellikteki lale manzaralarını fotoğraf karelerinde ölümsüzleştirenler, açık büfe kahvaltı ile midelerini şenlendirenler… Biz de parkta kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra lale cennetinin güzelliklerini seyre daldık. Çok güzel motifler yapmışsağ olsun Park ve Bahçeler Müdürlüğü. Renk cümbüşünün içerisinde kaldık resmen. Lale gerçekten çok güzel bir çiçek ama ömrü uzun değil. Beyaz çiçekler içerisinde görünce gelin kızımızı dayanamadım, yanağından bir makas aldım. Düğün sezonu açılmış, gelinlikle gelip fotoğraf çeken bir çok çiftle karşılaştık. Kuzim hiçbir gelinliği beğenmedi tabii. Arkamıza engin lale denizini alarak, merdivenlerde sarı laleler arasında foto Behçet’cilik oynadık, çok güzel kareler yakaladık.
Sıcaktan pişmiş halde kendimizi arabamıza atıp Yıldız
Üniversite’sinden Başkan’ı aldık almasına ama saatte öğlen olmuştu, karnımız fena
halde acıktı. Sohbet muhabbet doğruca Kireçburnu’nda balıkçımızın yolunu
tuttuk. Başkan ve ben tecrübe ile balık-ekmek yedik, kuzim ve Ayça ise midyeyi
tercih ettiler ve açıkçası pek memnun kalmadılar-Kavak midyesinin yerini tutmaz
tabii- balık her zaman ki gibi lezzetliydi ama.
Kireçburnu fırınından
çocukluğumdaki gibi halkalarımı aldım es geçmeden yine. Terası açmışlar, insanlar kahvaltı yapıyorlardı denize karşı, girişte tepsi içerisinde browniler çok
güzel görünüyordu Başkan ile bir dakika seyrettik ama kendimizi frenledik:).
Bankta oturup, kısa bir süre dingin denizi seyrettikten ve dinlendikten sonra rotamızı Emirgan’a çevirdik. Yol üzerinde Yeniköy’de çok
güzel mekanlar var, yeni mekanlar açılmış dikkatimizden kaçmadı, bir ara ziyaret edebiliriz. Emirgan Korusu’na araç giriş çıkışını zabıta
yasaklamış, insan seli akıyor resmen. Bu arada küçük çocuklar don-mayo deniz
sezonunu açmışlar, belirtmeden geçemeyeceğim. Sütiş ‘te kısa bir bekleyişin ardından güzel manzaralı bir
masaya konuşlandık ve sohbete geri döndük. Laf lafı açtı, konular çeşitlendi, sohbet
renklendi. Bu sohbet tatlı ister dedik ve Başkan ile ben tercihimizi en eski
formülü ile hazırlanan Kazandibi’den yana kullandık, Ayça muhallebi, Kuzim ise
frambuazlı browniyi tercih etti (soğuk servis edilir ibaresi vardı ama
beklentimiz boş çıktı). Sütiş her zaman ki gibi hiç boş kalmadı, yaz gelince ne
hale gelecek onu hiç bilemiyorum.
Keyif kahvelerimiz sonrası aracımıza yöneldik
yönelmesine ama valenin aracımızı getirmesi 30 dakika sürdü, ilk söylediğimizde
atlamışlar. Kendim park etsem daha iyiydi. Bebek’te kısa bir yolculuk molası
verdik. Elif teyzemiz:)) yine bize park yerimizi ayırmış sağ olsun. Bebek
yaşantısının nabzını tuttuk ve biraz Boğaz havası aldık. Hava öğleden sonra
nasıl döndü, birden soğudu , gündüz ile alakası yok. Bebekteki tüm arkadaşlara veda ettik doğruca Cihangir’e
çıktık, sağ olsunlar kazı çalışmaları v.s. derken her halde bu sıralarda Taksim'e çıkmanın en kısa yollarından biri bu. Aracımızı her zaman ki yerlerinden birisine döne dolaşa park ettik.
İstanbul’da bu park sorununa bir çözüm getirmeleri lazım artık-ama İspark’sız
bir çözüm-. İnsan arabası ile bir yere gitmek istemiyor sırf şu park problemi
yüzünden. Arık yavaştan guruldayama başlayan midelerimizle Kızılkayalar’a kadar yürüdük ve
ayran eşliğinde ıslak hamburgerlerimizi
hüplettik. 

Süslü ve Ecem ile buluştuk ve gecenin son sohbetini
Starbucks’ta gerçekleştirdik. Artık yorulduğumuzun farkına vardığımızda saat
12'ye geliyordu, haliyle hep birlikte dağıldık. Herkes kendi yolunaJJ
Bir daha ki sefere görüşürüz...Daha değişik ve görmediğimiz, "henüz" keşfetmediğimiz yerlerde:))






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder