14 Nisan 2013 Pazar

Lalelerin İstanbul'u


Yine bir hafta sonu ve kısa bir aradan sonra sahalara geri dönüş. Hava çok güzel yine, güneşli ve sıcak bir bahar günü. Yazlıkları çıkarmanın zamanı yavaş yavaş geliyor sanırım. Cumartesi günleri bizim gezi günümüz oldu resmen. Bu Cumartesi ilk olarak sabah yıkamaya verdiğim aracımı temiz bir şekilde oto yıkamadan aldım. İstanbul’a hafta içi yağan müthiş çamur yağmuru kendisini çirkin bir hale  getirmişti. Arkadaşım ile birlikte güneşin aydınlattığı asfalt yol üzerinde ilerlemeye başladık. İlk olarak Beşiktaş’a indik ve doğruca iskelenin yolunu tuttuk ve burada kadroya yeni katılan Kuzim’le buluştuk. Başkan geç kaldığı için -ki haklı olabilir kendisi önceki akşam yolculuktan döndü- metrobüs çilesine teslim etti kendini. Biz hep beraber Başkan’ı beklerken Yıldız Parkı’nın yolunu tuttuk. Eskiden Çırağan Sarayı’ndan padişahın gezintiye çıktığı bir bahçe olan bu güzel park, bugünlerde İstanbul’luların nefes almak için kaçtığı, manzarası doyumsuz kahvaltı ve piknik mekanlarından birisi durumunda. Uzun boylu ağaçların sarmaladığı parkın içerisine girince ferahladık. Ağaç dikmek dünyada bir iz bırakmak gerçekten.
Güneşi gören kendini dışarı atmış durumda; çimlerde top oynayanlar, muhteşem güzellikteki lale manzaralarını fotoğraf karelerinde ölümsüzleştirenler, açık büfe kahvaltı ile midelerini şenlendirenler… Biz de parkta kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra lale cennetinin güzelliklerini seyre daldık. Çok güzel motifler yapmışsağ olsun Park ve Bahçeler Müdürlüğü. Renk cümbüşünün içerisinde kaldık resmen. Lale gerçekten çok güzel bir çiçek ama ömrü uzun değil. Beyaz çiçekler içerisinde görünce gelin kızımızı dayanamadım, yanağından bir makas aldım. Düğün sezonu açılmış, gelinlikle gelip fotoğraf çeken bir çok çiftle karşılaştık. Kuzim hiçbir gelinliği beğenmedi tabii. Arkamıza engin lale denizini alarak, merdivenlerde sarı laleler arasında foto Behçet’cilik oynadık, çok güzel kareler yakaladık.  
Sıcaktan pişmiş halde kendimizi arabamıza atıp Yıldız Üniversite’sinden Başkan’ı aldık almasına ama saatte öğlen olmuştu, karnımız fena halde acıktı. Sohbet muhabbet doğruca Kireçburnu’nda balıkçımızın yolunu tuttuk. Başkan ve ben tecrübe ile balık-ekmek yedik, kuzim ve Ayça ise midyeyi tercih ettiler ve açıkçası pek memnun kalmadılar-Kavak midyesinin yerini tutmaz tabii- balık her zaman ki gibi lezzetliydi ama.
Kireçburnu fırınından çocukluğumdaki gibi halkalarımı aldım es geçmeden yine. Terası açmışlar, insanlar kahvaltı yapıyorlardı denize karşı, girişte tepsi içerisinde browniler çok güzel görünüyordu Başkan ile bir dakika seyrettik ama kendimizi frenledik:). 
Bankta oturup, kısa bir süre dingin denizi seyrettikten ve dinlendikten sonra rotamızı Emirgan’a çevirdik. Yol üzerinde Yeniköy’de çok güzel mekanlar var, yeni mekanlar açılmış dikkatimizden kaçmadı, bir ara ziyaret edebiliriz. Emirgan Korusu’na araç giriş çıkışını zabıta yasaklamış, insan seli akıyor resmen. Bu arada küçük çocuklar don-mayo deniz sezonunu açmışlar, belirtmeden geçemeyeceğim. Sütiş ‘te kısa bir bekleyişin ardından güzel manzaralı bir masaya konuşlandık ve sohbete geri döndük. Laf lafı açtı, konular çeşitlendi, sohbet renklendi. Bu sohbet tatlı ister dedik ve Başkan ile ben tercihimizi en eski formülü ile hazırlanan Kazandibi’den yana kullandık, Ayça muhallebi, Kuzim ise frambuazlı browniyi tercih etti (soğuk servis edilir ibaresi vardı ama beklentimiz boş çıktı). Sütiş her zaman ki gibi hiç boş kalmadı, yaz gelince ne hale gelecek onu hiç bilemiyorum.
 
Keyif kahvelerimiz sonrası aracımıza yöneldik yönelmesine ama valenin aracımızı getirmesi 30 dakika sürdü, ilk söylediğimizde atlamışlar. Kendim park etsem daha iyiydi. Bebek’te kısa bir yolculuk molası verdik. Elif teyzemiz:)) yine bize park yerimizi ayırmış sağ olsun. Bebek yaşantısının nabzını tuttuk ve biraz Boğaz havası aldık. Hava öğleden sonra nasıl döndü, birden soğudu , gündüz ile alakası yok. Bebekteki tüm arkadaşlara veda ettik doğruca Cihangir’e çıktık, sağ olsunlar kazı çalışmaları v.s. derken her halde bu sıralarda Taksim'e çıkmanın en kısa yollarından biri bu. Aracımızı her zaman ki yerlerinden birisine döne dolaşa park ettik. İstanbul’da bu park sorununa bir çözüm getirmeleri lazım artık-ama İspark’sız bir çözüm-. İnsan arabası ile bir yere gitmek istemiyor sırf şu park problemi yüzünden. Arık yavaştan guruldayama başlayan midelerimizle Kızılkayalar’a kadar yürüdük ve ayran eşliğinde  ıslak hamburgerlerimizi hüplettik.
Süslü ve Ecem ile buluştuk ve gecenin son sohbetini Starbucks’ta gerçekleştirdik. Artık yorulduğumuzun farkına vardığımızda saat 12'ye geliyordu, haliyle hep birlikte dağıldık. Herkes kendi yolunaJJ
Bir daha ki sefere görüşürüz...Daha değişik ve görmediğimiz, "henüz" keşfetmediğimiz yerlerde:))